Gidişini martıların çığlıklarından dinledim, canım yana yana, ruhum çekile çekile.
Şimdi yine o Yalnızlıklar Rıhtımındayım.
Deniz, o eski endamından, o mağrur coşkusundan yoksun.
Güvendiğim omuzlar omuz değilmiş meğer. Rüzgâra karşı dimdik durabilmek için tutunduğum, kendi inadımmış sadece.
Yaldızına aldanıp sığındığım sözlerin altını kazıyınca, avuçlarıma pas tutmuş bir yalnızlıkla, koca bir yalan döküldü.
Kırılmadım sana.
Kırılmak için önce inanmak gerekirdi.
Ben sadece, sahte baharlarında üşüyen ruhumu sessizce geri aldım.
Uzun bir ayrılığın ardından,
Sana kavuşmanın titrek heyecanıyla hazırlandım o geceye.
Sanki zaman yeniden doğacaktı.
En çok sevdiğin parfümü sürdüm tenime.
Rüzgâr, kokunu bana daha çabuk getirsin diye.
Bana aldığın saati taktım bileğime.
Bir peronun üzerine çöken o dilsiz yalnızlığımla,
Baş başayım Haydarpaşa'da.
Vaktin nabzı yavaşlamış, yelkovan bile yorgun.
Rüzgârın dokunduğu her taş, bir gidişin izini taşıyor hâlâ.
İnsan beklerken, bir şehrin kalbi nasıl da ağırlaşıyor.
İstanbul bile sustu bugün, çünkü sen yoksun.
Zifiri karanlıkta şafak sökmeden uyanır birileri,
Soğuk demire, katı taşa can üfler nasırlı parmaklar.
Güneşi hiç görmeyen bodrum katlarında, tezgâh başlarında,
Bir ömür ilmek ilmek dokunur başkasının ekmeğine.
Gün bitince, bir kuru teşekkür bile çok görülür o ellere.
Sarayların yaldızlı aynalarında kendilerini dev sananlar,
Öyle mahzun durma buralarda,
Yüzünün çizgilerinde bir mülteci hüznü var.
Biz, çatlamış toprakların
Şimdi hangi sokağın tozuna karışsam,
ayak izlerimden mahcup bir hikâye dökülüyor.
Cebimde çoktan vazgeçilmiş birkaç niyet,
dilimin ucunda ise henüz söylenmemiş,
ama sızısı çoktan yıllanmış o yarım kalmışlık.
Sana kelebek desem,
Hemen ölecekmiş gibi bakma yüzüme.
Öyle renkli kanatlarım, süslü desenlerim de yok;
Sadece, ismini duyduğumda
Göğüs kafesime çarpan o telaş var.
Hani camın kenarına konar da bir tanesi,
Gözlerinin sokağından geçmeyeli çok oldu,
Oysa mevsim hâlâ bıraktığın çıkmaz sokakta.
Salkım söğütler gölgesini döktü içime,
Bir ben yürürüm bu kaldırımlarda, bir de yalın ayak.
Her köşe başında bekleyen o ince yalnızlık,
Bir duman gibi sarıyor eskiyen ceketimi.
Ben susarsam, rüzgârın omzuna kalır bütün o ağır kelimeler,
bir kış akşamının yorgun nefesi gibi titrer koca şehir.
Dudaklarım kapanır belki ama içimde öyle bir gürültü kopar ki;
sen duymayasın, sen huzursuz olmayasın diye susar,
ama yine her zerremle sana doğru savrulurum.
Ben susarsam, göğsümün içinde hapsolmuş o her söz




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!