Gece, göğsündeki son kandili de kırıp fırlattı uçurumlardan.
Gözlerini yumdu patikaların o yorgun, o uğuldayan kalbi.
Artık rüzgâr bile hatırlamıyor dağların kuytusunu,
Duvar diplerinde sessizce büyüyen kekik kokusunu.
Kuşların apar topar terk ettiği bu talan edilmiş gökyüzü,
Yorulmuş bir göç kervanının paslı yükünü taşıyor omuzlarında.
Uzak dağların ayazı vurur şakaklarımıza,
Burası uçurumların, rüzgârın kucağı.
Gece, zifiri bir katran gibi çökmüş üstümüze,
Sanki bir gecede her şeyin rengi değişti.
Gökyüzü kapkara bir boşluğa dönüştü.
Ay küstü.
MAVİYE SÜRGÜN YÜREĞİM
Bugün günlerden mavi derinlik.
Yarın da öyle.
Tüm takvimleri topladım,
Hepsini senin mavine boyadım.
Biz birbirimizden vazgeçmedik.
Bizi, hayatın soğuk elleri iki ayrı kaderin kapısına bıraktı.
Sen "gitmek" demedin,Ben "kal" diyemedim.
Ve bir söz gelir kimsesiz çiçeklerin ahından.
Yamaçlarında eriyen karların gözyaşıyla en dibe vurmuş,
Mercan Vadisi'nin o dilsiz, o ürkütücü uykusundan.
Her rüzgâr, senden kalan bir sesi getiriyor.
Uzaklarda kaybolan bir fısıltı gibi.
Eski bir şarkı çalıyor köşe başında.
Gönül heybemi diktim acının tezgâhında,
Kendi ateşimle yandım, külüme minnet etmem.
Yürüdüm uçurumların o dar sokaklarında,
Gözlerin,Mühürlenmiş bir kitabınİlk cümlesiydi.
Okudukça derinleşen,Sustukça çoğalan.
Ben,Seninle yeniden yazmıştımYarım kalmış bütün hikâyelerimi.
Zemheri ayazı sinmiş bu şehrin varoşlarına,
Hava barut, hava zulüm kokuyor.
Ama senin o lekesiz, o çocuksu sevgin,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!