Ve bir söz gelir kimsesiz çiçeklerin ahından,
Yamaçlarında eriyen karların gözyaşıyla en dibe vurmuş,
Munzur Vadisi'nin o dilsiz, o eşsiz uykusundan.
Kalemimin ucundan dökülen mısralarla suladığım
Yaşlı bir çınar gibiydi artık ömrüm.
Çaresizliğimi astığım gövdemden,
Kirpiğinde asılı kalmış ömrüm,
Bıyıkları tütün kokan, kaburgası kurşun yemiş bir ömür.
Ha koptu ha kopacak bu gergin ip,
Ha bitti bitecek bu amansız, bu cellat kavgası.
Bir kez kırpsan gözünü, yerçekimi galip gelecek,
Bir kez baksan, patlayacak namluda suskun feryat.
Bugün de akşam oldu.
Yine aynı masanın başına oturdum.
Masada,Senin hiç dokunmadığın o bardak.
Ne zaman seni düşünsem, yarım kalır bütün cümlelerim.
Bir şarkı başlar ince ince.
Yine o tanıdık gözlerine yenilirim.
Sen benim en güzel şiirim,
Göğsümde taşıdığım en pürüzsüz sızıydın.
Şimdi hangi uzak sokaktasın,
Zamanı suçlama.
Takvimler her çağda biraz zalimdir.
Yollar yorulmadı,
Zamanın avuçlarımda eriyip gidişini izledim önce,
Her takvim yaprağında senden bir iz ararken tükendim.
Mevsimlere benzemek de neyin nesiydi böyle?
Sağır kapıların eşiğinde Ziyan ettim bütün duygularımı.
Adım,Duyulmamış bir çığlık gibiDuvarlarda kaldı.
Sesim,Duvarlara çarpıp geri döndükçeKendimi tanıdım.
Pas kokusu çökmüştü şehrin en suskun yerine,
Güneş, dikenli tellerin arasında parçalanıyordu.
Sağmalcılar, bir kentin hafızasına kazınan bir ad.
Duvarları soğuk, koridorları her daim puslu bir zindan.
Orada zaman, paslı bir saatin tıkırtısı gibi ağır işler.
Demir kapıların her kapanışında bir ömür eksilir.
Sözlerin...
Bir zamanlar içimi aydınlatan o sıcak nefes,
Şimdi göğsüme saplanan bir gece hançeri.
Her cümlesi titriyor içimde.
Kimi bir dua,
Kimi bir ağıt,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!