Söyle sevdiğim.
Hangi harf tamir eder ki, kasten kırılmış bir akşamüstünü?
Hangi çıkmaz sokağa sığar,
Sana söyleyemediğim o ağır, o hantal sessizlik?
Ben bu şehri, senin sesinden bir notayı bulurum diye,
Yüzlerce kez ezberden yanlış okudum.
Biz, gökyüzünün tırnaklarıyla kazınmış o gri boşlukta,
Nüfusa kaydı yapılmamış meçhul iklimleriz.
Cebimizde fırtına artığı kelimeler,
Kimsesizler rıhtımında bir akşamüstü yine.
Güneş, sensizliğin kıyısında yarım kalmış bir cümle gibi düşüyor denize.
Bak,
Martılar süzülüyor gökyüzünde, sanki sana kanat çırpar gibi.
Dalgaların sessizliğine bırakıyorum içimdeki fırtınayı.
Ama insanların çığlıkları karışıyor dilsiz feryatlarıma.
Dibe vuran bir feryat değil bu.
Dünyanın arsız gürültüsü sustuğunda,
Geride kalan çıplak hakikatimdir.
Gece üzerime çökmedi.
Ben karanlığın koynuna,
Özgürlüğümü aramaya uzandım.
Kına yaktım ellerime sevdiğim, kına.
Avuçlarımda hapis kalan bir kor gibi,
Sana yürüyen yolların tozuna, toprağına,
Sana adanmış bir ömrün sessiz nişanı gibi.
Bak, her çizgisi sen kokuyor şimdi.
Her sızısı sana çıkıyor.
Koca bir hayatı ziyan ettik.
Zamanın kör kuyularındaKaybolan bir nefes gibi.
Ne gün doğarken umudumuz vardı,
Ne gece inerken tesellimiz.
Ey güzellik.
Yine sensizlik kokuyor sigaram.
Dumanı ağır ağır dolaşıyor odamda.
Gecenin en koyu yerinde durup dururken,
Bir uçurum kenarı gibi sessizleşiyor oda.
Gözlerimi kapatıyorum, dünya dışarıda kalıyor,
Kayıp bir pusuladır göğsümdeki bu sızı.
Kuzeyi sen olan, ama yönünü hiç bilmediğim.
Bir kenti özlemek gibi hani, sokaklarından hiç geçmediğin,
Sil hatıraları tabip.
Üstünü örtme.
Gerçekten sil.
Çünkü ben her geçti dediğimde,
İçimde bir yer yeniden kanamaya başlıyor.
Kabuk tutmuş sanıyorum,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!