Kokusunu Bilmediğim Şiiri - Bahtiyar Cm

Bahtiyar Cm
62

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Kokusunu Bilmediğim

Kayıp bir pusuladır göğsümdeki bu sızı.

Kuzeyi sen olan, ama yönünü hiç bilmediğim.

Bir kenti özlemek gibi hani, sokaklarından hiç geçmediğin,

Hiç dokunmadığın bir tenin rüzgârıyla üşümek gibi.

İşte tam da bu yüzden, ey gölgesi geceyle bir olan uzaklık,

Kokusunu bilmediğimin, kokusunu özlüyorum.

Bir koku...

Hafızanın en sadık askeri.

Oysa benim zihnim hileli bir zar,

Sana dair hiçbir anı düşmüyor avuçlarına.

Hangi çiçeğin melezisin, hangi yangının külü?

Gülüşün hangi mevsimin habercisiydi, bilmiyorum.

Ama bir koku var içimde, tarifi imkânsız bir sızının geometrisi,

Sanki her solukta içime çektiğim sen değilmişsin gibi,

Sanki seni unutmak, nefes almayı unutmakmış gibi!

İnsan en çok, hiç sahip olamadığı şeyin gurbetini yaşar.

Çünkü biten şeylerin yasını tutmak kolaydır,

Asıl ağır olan, hiç başlamamış olanın ihtimalleridir.

Soruyorlar bana, bilmediğin bir kokunun hasreti düşer mi kalbe?

Düşer.

Bir körün ışığı özlemesi gibi düşer hem de.

Renkleri bilmez ama güneşe çevirir yüzünü,

İşte öyle bir teslimiyetle, öyle bir cehaletle özlüyorum seni.

Sen, kokusunu rüzgârdan ödünç aldığım bir masal ülkesisin.

Belki yağmur sonrasında toprakta saklısın,

Belki eski bir kitabın sararmış yapraklarında,

Belki de henüz çekilmemiş bir filmin en can alıcı sahnesinde.

Ben seni somut dünyada ararken,

Aslında kendi içimdeki o büyük boşluğu seninle süslüyorum.

Seni özlemek, hiç duyulmamış bir şarkının nakaratını mırıldanmak gibi.

Seni özlemek, hiç basılmamış bir toprağa ayak izini bırakmak istemek gibi.

Ve seni özlemek, kokunu bilmeden, o koku uğruna bütün parfümleri ateşe vermek gibi!

Bir koku ki bu, ne tebeşir tozuna benzer, ne deniz tuzuna,

Ne de bir bebeğin boynundaki o cennet kokusuna.

Bu, yokluğun kokusu. Anlıyor musun, yokluğunun kokusu.

Bu, burada olmalıydın diyen o keskin, o acımasız koku.

Saatler gece yarısını vurduğunda, odamda bir yabancı gibi dolanıyor hayalin.

Gözlerimi kapatıyorum, pencereleri açıyorum.

İçeri giren rüzgâr senden bir esinti taşır mı diye bekliyorum.

Bir an, sadece bir an, burnumun ucuna bir sızı saplanıyor.

İşte, diyorum, bu o!

Ama adını koyamıyorum.

Zaten adını koysam, büyü bozulacak.

Adını koysam, sıradanlaşacaksın.

Hafıza, unuttuklarını icat eder.

Ben seni unutmadım, çünkü seni hiç tanımadım.

Ben seni icat ettim, en saf, en dokunulmamış özlemimden.

Şimdi hangi şehirde, hangi yabancı iklimde,

Hangi rüzgârın kanadında dağılıyor saçların?

Sen kimin nefesisin, kimin burnunun ucundaki o tanıdık sızısın?

Ben burada, sana ait tek bir kanıtı olmayan bu odada,

Bütün kokulardan vazgeçip, senin o hiç bilmediğim kokuna sığınıyorum.

Yoruldum kelimelerin somut duvarlarına çarpmaktan.

Gözlerin rengi unutulur, seslerin tonu eskir,

Ama o hayalî koku, ruhun dehlizlerinde sonsuza dek asılı kalır.

Varsın olmasın dünyada bir karşılığın,

Varsın hiçbir şişe hapsetmesin senin özünü.

Ben seni bulmaktan değil, bu arayıştan besleniyorum.

Şimdi son kez açıyorum göğsümü o bilinmez esintiye.

Hiç gelmeyenim, hiç dokunmayanım, hiç koklamadığım.

Sırf sen kokuyorsun diye,

Bu dünyayı içime çekmeye devam ediyorum.

Kokusunu bilmediğim,

En çok kokusunu özlediğim,

Seni, yokluğunun en güzel kokusuyla uğurluyorum.

Bahtiyar Cm
Kayıt Tarihi : 26.07.2026 23:42:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Bazı insanlar hayatımıza hiç dokunmadan iz bırakır. Ne seslerini duyarız ne kokularını biliriz. Ama içimizde öyle bir yer edinirler ki, sanki bütün ömrümüz onları özlemekle geçmiş gibi. Bu şiir, hiç tanımadığı birini, hiç bilmediği kokusuyla seven bir yüreğin, gerçeğe değil, umuda tutunan özlemin hikâyesidir. Bahtiyar...

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!