Adımı her çağırışında,
Dünyanın bütün dilleri sustu.
Sesin, sürgünlüğüme açılan
Sessiz bir ülkeydi.
Sürgün olduğum her yerde içimde taşıdım seni.
Şimdi ne zaman üşüsem,
İki âlem arasında sızan o dar geçitte,
Gölgelerin toprağa tutunmaktan vazgeçtiği yerde,
Zamanın kırılarak döküldüğü kırık bir aynadayım.
Ölümün soğuk nefesiyle hayatın sıcak nabzı çarpışır orada,
Bir çöl ile bir denizin birbirine kıvrıldığı adsız kıyıda,
Beni bekle sevdiğim.
Yine sordun, İyi misin? diye.
Susturdum içimdeki bütün fırtınaları,
Yorgun bir tebessüm kondurdum yüzüme.
İyiyim, dedim.
Aslında ne çok kırgınım,
Ne çok dağılmışım.
Sahneler kurulmuş, roller çoktan dağıtılmış.
Biz bu oyunun en saf oyuncuları değil,
En çok yorulan işçileriydik.
Şimdi nasıl anlatayım seni?
Çiçekleri, baharı ve bütün mevsimleri
Göğsünde bir sır gibi taşıyan birinin o dinmeyen özlemini.
Gözlerinde unutulmuş bir takvimin yaprağıyım ben.
Rüzgârın göğsünde uyuyan o sessiz fırtına.
Sana gecenin en koyu kucağında fısıldamıştım.
KAÇAK BİR ÇAY BORCUN OLSUN
Bir el uzat sevdiğim, bir el.
Öyle nazlı, öyle uzak diyarlardan değil, şu karşı mahallenin dumanından, fabrika önündeki o sabah ayazından uzat.
Hani avuçların nasırlıdır, bilirim, hani parmak uçlarında hâlâ tütün kokusu, ve tırnak aralarında şehrin bütün kahrı vardır.
Ne diyebilirim ki sana?
Dilimin ucunda yıllardır açılmayan bir kapı var.Ardında, yalnız sana ait cümleler bekliyor.
Seni çok özledim demek istiyorum.Sonra vazgeçiyorum.Çünkü "çok" kelimesi, içimde büyüyen bu boşluğa yetmiyor.
Ben sevmeyi sende sevdim,
Mayısta bir papatyanın kalbini kırk yerinden öpen gövdesinde.
Güneşin henüz acıtmadığı topraklardan,
Bugün yıllar sonra
Eski bir fotoğraf geçti elime.
Herkes gülümsüyordu içinde.
Ben de gülümsüyordum.
Ne garip.
İnsan bazen




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!