Söyle sevdiğim.
Hangi harf tamir eder ki, kasten kırılmış bir akşamüstünü?
Hangi çıkmaz sokağa sığar,
Sana söyleyemediğim o ağır, o hantal sessizlik?
Ben bu şehri, senin sesinden bir notayı bulurum diye,
Yüzlerce kez ezberden yanlış okudum.
Adını bir kâğıda yazsam, mürekkep utanıyor kendinden.
Sana bakmak,
Kış ortasında camın arkasından güneşi izlemek gibiydi.
Isıtmıyordu belki ama varlığına dua ettiriyordu.
Biraz eksikti, biraz da mahcuptu, ama bile isteye yanık...
Bazen bir anlam karmaşasının içinde buluyorum kendimi.
Vakit dedikleri şu kör makas,
Neden hep en güzel anıların ucundan kırpıyor,
Bir anlam veremiyorum.
Gidişin, bir cümlenin en can alıcı yerinde nefes almayı unutmak gibiydi.
Tam devam edecek derken, hep yarıda kaldık.
Tam anlatacakken, mevsim değişti.
Bazen iğne deliğinden koca bir ömrü geçirmek,
Yokluğunu bir takvim yaprağına sığdırmaktan daha kolay geliyor.
Oysa ben,
Devrik cümlelerin altında kalmış bir hamal gibi hissediyorum kendimi.
Her sabah,
Yıkılmış hayallerimin enkazından,
Senin tek bir gülüşünü sağ çıkarmaya çalışarak uyanıyorum.
Üstüm başım senin hasretinle kokuyor.
Ellerimi her uzattığımda boşluğu yokluyorum.
Şimdi söyle sevdiğim...
Hangi gemi kendi limanını terk ederken iskelesine küsmemiştir?
Ya da hangi sahil, dalgasına sarılırken nefesini tutmaz?
Ben, senin gitmelerine alışıktım oysa.
Her gidişinde bir parça kendimi o bavula sakladım.
Söyler misin...
Biz hangi ara, bir cümlenin öznesi olmaktan vazgeçip,
Ayrı ayrı sayfalarda savrulup gittik?
Söylesene...
Hangi rüzgâr senin kokunu benden sakındı?
Benim ciğerlerime bu ağır, bu yabancı kokuyu doldurdu?
Şimdi ben,
Sana çıkan yolların hepsini müteahhitlere verip.
Kentsel bir dönüşüm yapıyorum kendi içimde...
Eski hatıraları yıkıp, yerine hatırasız, ruhsuz,
Beton gibi soğuk bir "sen yoksun" cümlesi dikiyorum.
Söylesene...
Hangi sınırda el koyarlar,
Benim sana dair beslediğim o kaçak umutlara?
Ben ki, senin sesini duyduğumda,
Dünyanın bütün gürültüsünü susturup bir sağırı oynardım.
Şimdi ise bu gürültülü sessizliğin içinde,
Kendi sesimi bile tanıyamaz oldum.
Şimdi ben,
Gömleğimin cebinde sana dair biriktirdiğim üç beş heceyle,
Hiç gidilmemiş yolların izini sürüyorum kalbimde.
Belki bir gün bir rüzgâr eser de kokun siner diye,
Bütün pencereleri, kilitleri kırık bir ev gibi açık tutuyorum artık.
Söylesene...
Biz hangi masalda yanlış karakterlere âşık olduk da,
Sonunu hep başkaları yazdı?
Bizim hikâyemiz,
Hiç okunmamış bir kitabın son sayfası mı?
Yoksa yazılmaya kıyılamamış o bembeyaz boşluk mu?
Bilmiyorum artık.
Bildiğim tek şey,
Ben seni, bir kış günü sokak lambasının altında bekleyen,
O titrek, o sahipsiz, o inatçı ışık gibi kalbimde tuttum.
Sesini unuttuğumda değil sevdiğim,
İsmini andığımda yüreğim sızlıyorsa eğer,
Aşk kavuşmak değilmiş o zaman.
Aşk,
Seninle aynı gökyüzünün altında,
Birbirinden habersiz üşümekmiş...
Bahtiyar
Kayıt Tarihi : 2.08.2026 21:46:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bazı ayrılıklar bir günde yaşanmaz. Önce kelimeler eksilir, sonra cümleler yarım kalır, en sonunda insan, kendi içinde sessizce yıkılır. Geriye tamir edilemeyen bir akşamüstü, söylenememiş birkaç söz ve ömrün sonuna kadar içte yankılanan bir suskunluk kalır. Bahtiyar




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!