Sana bu satırları,
Göğsümde çatlayan bir sabrın içinden yazıyorum.
Öyle parlatılmış sözlerle değil,
Ayazın kayayı yardığı gecelerden geliyorum.
Bilirsin,
Bizim topraklarda acı sessiz büyür.
İşte böyle bir deryaydı o deniz.
Yüreğimde alabora oldu bütün gemilerim.
Martılar olur sensizlik kokan yalnızlığımın çığlığı.
Oysa bir inci tanesiydi,
Boğazın serin sularında yüreğime düşen gözlerin.
Gözlerin, içime çektiğim en derin nefes gibiydi.
Neyim olursan ol ama hayal kırıklığım olma.
Orası kalabalık, orası kırılmış hayallerle dolu,
Tanıyamam sonra seni.
Zamanı ikiye böldü o amansız,O sağır sancı.Senden önce nefes alırdım,Senden sonra toprağı yutuyorum.
Biz aşkı, billur bir kadeh gibi avuçlarımızda taşırken,Kader ömrümüzün damarlarını kuruttu.
Sen, gönlümün cennetiydin.Ömrümün en güzel bağı.
Sonra, yokluğuna alışmaya çalışıyorum!!!
Üç ünlem bırakıyorum cümlenin sonuna
Biri öfkem, biri özlemim, biri çaresizliğim.
Üşürken eylül rüzgarlarında,
Sana biriken cümleleri savurdum göğe.
Bir yaprak daha düştü ömrün dalından,
Sustun,
Sustun ve ekledin geceyi geceye.
Hani her mevsim bahardı gözlerinde?
En kötüsü de bu, göğsümün ortasında,
Güneş çekilince başlar en ağır savaş.
Gece, zifiri bir mürekkep gibi aktığında,
Ey kalbime hükmeden nazlı yar,
Vuslatın bir bahar ise,
Yokluğun kış mı bana?
Gözlerin dünyama güneş gibi doğarken,
Ömrüme düşen ayaz mı bana?
Sırtında yamalı bir geceyle çık bu evden,
Cebinde biriktirdiğin o paslı harfleri de al.
Eşiğe bıraktığın gölge bile ağır geliyor artık bu koridora,
Yaprak dalından sıkılmıştı bir kere,
Sonbahar sadece bir bahaneydi!
Rüzgârı suçladı gözü arkada kalanlar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!