Sana bu satırları,
Göğsümde çatlayan bir sabrın içinden yazıyorum.
Öyle parlatılmış sözlerle değil,
Ayazın kayayı yardığı gecelerden geliyorum.
Bilirsin,
Bizim topraklarda acı sessiz büyür.
Ve insan bir kez severse,
Namluya sürülmüş mermi gibi
Geri dönmez.
Gözlerin,
Henüz keşfedilmemiş bir dağ patikası.
Yabancı ayak izleri değmemiş,
Sessiz ve temiz.
Sana bakmak,
Betonların arasında unutulmuş
Bir avuç toprağın kokusunu içine çekmek gibi.
Herkes kendi telaşında yürürken,
Ben ömrümü
Senin sessizliğine emanet ettim.
Duvarlar yüksek,
Caddeler kalabalık.
Ama içimde,
Bütün bentleri zorlayan bir nehir akıyor.
Kuşatılmış bir şehrin
Eski kerpiç duvarında
İnatla yeşeren bir sarmaşık gibi sevdim seni.
Kökü derinde,
Gövdesi rüzgâra meydan okuyan.
Yürüdüğüm tozlu yollar şahidim olsun.
Biz bu ömrü
Tek bir sözle kaybetmek için yaşamadık.
Gecenin en sessiz vaktinde,
Senin hasretini
Bir parça ekmek gibi bölüp yedim.
Göğsümdeki sızı,
Yokluğunun izidir.
Ama bilirim,
Dağ ne kadar yüksek olursa olsun,
Güneş yine doğar.
Sustukça büyüyen nehirler gibi aktım sana.
Kimse duymadı sesimi.
Kimse anlamadı içimdeki uğultuyu.
Sokak lambaları söndüğünde,
Adını
Bir muska gibi sardım yüreğime.
Zemheri vurdu.
Yapraklar döküldü.
Ama sen,
İçimdeki en sıcak sığınak olarak kaldın.
Biz kolay teslim olanlardan değiliz.
Yoklukta sınandık,
Zorlukta güçlendik.
Hangi rüzgâr çıkarsa çıksın,
Yan yana duran iki dağ gibi
Ayakta kaldık.
Ve ben,
Her sabah
Adını anarak başladım güne.
Varsın kapılar kapansın.
Varsın zincirler vurulsun.
Senin adın dilimdeyken,
Hiçbir kilit tutamaz beni.
Bir bardak demli çayın sıcaklığında,
Asırlık bir çınarın gölgesinde,
Yeniden kurdum içimdeki dünyayı.
Bizim sevdamız,
Vitrin ışıklarında büyümedi.
Fırtınada yönünü bulan
Göçmen kuşlar gibi öğrendi yolunu.
Seni sevmek,
Sert toprağa
Sabırla tohum ekmekti.
Kış geçti.
Ayaz geçti.
Ama köklerimiz yerinde kaldı.
Şimdi bütün eski eylüller dönse,
Önümüze bütün solmuş yaprakları serse,
Bir tek gülüşün yeter
Yeniden bahar olmaya.
Ben seni,
Hesapsız,
Gösterişsiz,
Yarın korkusu olmadan sevdim.
Bir işçinin
Helal ekmeğine duyduğu saygı gibi.
Yollar uzasa da,
Dağlar aramıza girse de,
Ruhumun pusulası
Hep seni gösteriyor.
Takvimler eskisin.
Saçlarımıza ak düşsün.
Bizim sözümüz,
Zamana bırakılmış bir emanettir.
Çünkü biz sevdik mi,
Gökyüzünü maviye boyar gibi
Aydınlatırız kararan günleri.
Şimdi hangi yana baksam,
Yüzün bir şafak gibi doğuyor.
Aç kalbini.
Sana,
Bir memleket dolusu sadakat getirdim.
Hiçbir kitapta yazmayan,
Hiçbir şarkının anlatamadığı
Sessiz ve ömürlük bir sevda.
Kayıt Tarihi : 25.07.2026 12:05:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Her sevda yüksek sesle yaşanmaz. Bazıları dağlar gibi susar, nehirler gibi derinden akar. Bu şiir, gürültünün değil, sadakatin dilini bilen insanların hikâyesidir. Toprağına, sözüne ve sevdiğine aynı özenle sahip çıkanların. Çünkü en sağlam bağlar, gösterişle değil,sessizce taşınan emek, sabır ve vefayla kurulur. Bahtiyar




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!