Ağıt ve Sevda
Dengbêj’in sesi düşer geceme,
Ağıt gibi süzülür her kelime.
Sevda yanar yürek taşımda,
Ölüm bakar gözlerime sessizce.
Alamut’un Rüzgârında”
Yürüdüm o dağların kıyısına,
Alamut’un sessiz taşları konuşuyordu.
Her biri, gecede yanan bir kandilin
sonsuzluğa bıraktığı bir izdi.
Asi’ye Doğru Yürüyen Yol
Bir yol vardı Antakya’da.
Taşları yüzyılların avucundan düşmüş,
Gölgesinde nar ağaçları suskun,
Güneş omuzlarımıza bakır bir mühür gibi inerdi.
Biz o yolda iki dost yürürdük.
Ateşe Su Taşıyanlar
Yaşatmalısın yanan ormanı,
Çünkü ateş yalnız ağaçları değil
Ateşin Aydınlattığı Yüz
Ciğerlerimde tütüyor bu inatçı umut,
külü hâlâ sıcak bir yangından kalma.
Mağaramızda bir ateş,
yüzünü aydınlatıyor
Bir Anlık Sessizlik
Pencere ardında bekliyorum,
Saçlarım usulca okşanıyor,
Zaman ağır, sessiz…
Bir Gülün Tanıklığı
Bir gülün sapına bağladım senden kalan kızıl bandı,
duvarımda asılı şimdi —
bedel ne diye anlamak için
bedenini ölüme yatırmak,
kan çekilir gibi tarihe çekilmek
Çiçeğin Direndiği Karanlık
Göğün adını sabaha yazacağız
Çözüldüğünde zincirin pası
Ve ekmeğin adını adalet diyeceğiz
Susuz kaldığında haysiyetin sesi
Dağlara Söylenen Selam
Bir sabah rüzgârla uyandım yine
Güneş saçlarını savurur gibi
Dağların ardında ince bir ses var
Beni çağırır eski günler gibi
Merhaba çocuk, içimdeki yol




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!