25/09/1988 tarihinde Artvin, Ardanuç, Hevva köyünde dünyaya geldim. Şu anda Sakarya'da hayatımı sürdürüyorum. Babamın memur olması nedeniyle yedi okul değiştirdim. Küçük yaşlardan beri şiire olan merakım, liseyi bitirene kadar devam etti. Bir dönem kızıp yaklaşık 500 şiirimi yaktım. Daha sonra MS (Multipl Skleroz) hastalığı ile birlikte tekrar yazmaya karar verdim. Ruhumu, duygularımı ve hayallerimi kaleme döktüm; şiir oldu. Sizlere kendimi bir nebze olsun anlatmaya çalıştım. Gençliğimi MS hastalığı mücadelesi ile geçirdim ve şiirlere daha ...
Işıltılı Dünyanın Gölgesi: Bir Yol Ayrımı Hikayesi
Kasabanın tozlu sokaklarında, boyası dökülmüş eski bir evin küçük penceresinden dışarıyı izleyen Meryem için hayat, hep bir "başkası" olma hayaliyle geçiyordu. Elindeki yıpranmış moda dergileri, onun tek kaçış noktasıydı. Akşam sofrasına oturduğunda babası Güven’in dualarla böldüğü sıcak ekmek, annesinin yamalı hırkası ve evin içindeki o mütevazı huzur, Meryem’e yetmiyordu. O, aynaya her baktığında sadece bir fakir kızı değil, ışıklı sofraların, lüks arabaların ve adının altına saklanacağı zengin bir ismin hayalini görüyordu.
Meryem’e göre kurtuluş, alın teriyle değil, parıltılı bir evlilikle mümkündü. Zengin bir koca; sadece bir eş değil, onun için çocukluğundan beri utandığı o eski ayakkabılardan, rutubetli duvarlardan ve yarın endişesinden kurtaracak bir biletti.
Gösterişin Cazibesi
Meryem, şehrin en görkemli mekanlarının önünden geçerken, içerdeki hayatların hiçbir derdi olmadığını sanırdı. "Eğer zengin bir kocam olursa," diye düşünürdü, "babamın omuzlarındaki yük biter, ben de hak ettiğim hayatı yaşarım." Bu sevda, zamanla kalbindeki masumiyeti törpülemeye başladı. Çevresindeki samimi duyguları, kendisine gerçekten değer veren insanların sıcaklığını görmez oldu. Onun gözü sadece markalarda, pırlantalarda ve statüdeydi.
Bir gün, kasabanın uzağındaki o büyük köşklerden birinin sahibiyle tanıştığında, hayalleri gerçek oluyor gibiydi. Adamın sunduğu hayat, tam da dergilerdeki gibiydi. Ama Meryem’in hesaba katmadığı bir şey vardı: Altın kafesin içinde de olsanız, kafes yine kafesti.
Gönüllerde yanan mukaddes közle,
Yola düştü yiğit, ulu bir sözle.
Yıllarca beklenen o nurlu gözle,
Sultan Mehmet Han’ım yürüdü gitti,
Bin dörtyüz elli üç, fetih vaktiydi.
Dikkat et kendine dedi.,
Artık dikkat edecek birşeyim kalmadı.
Yavaş yavaş eridim, her geçen gün.
Herkes neyin var diyor bana.
Kimse, koşulsuz yanındayım demiyor.
Canim,ben seni çok sevdim.
Ama kavuşmanın, hayalini bile kuramadım.
Sevda çiçeklerim, açmadan soldu.
Sana,seni sevdiğimi, söylemek isterdim.
İsyanlardayım
Beni görmeyen gözlerine,
Benim içn atmayan o yüreğine,
Beni böyle bitirdiğin için,
İsyanlardayım,canımm
İYİ DEĞİLİM
İyi değilim, yüreğim çok acıyor.
Evlatlarımı çok özledim.
Hasretle yanıyor ciğerlerim.
Görenim, duyanım yok.
Can oldun bana iyikim, iyiki varsın.
Iyiki girdin hayatıma, ömrüme, iyiki varsın.
Huzur da sen, derman da sensin.
İyiki tanıdığım, tek insansın sen, yeryüzünde.
Bir an bile dönüp bakmadım geriye,
Yüreğimde zerrece pişmanlık yok.
Gözlerin değdiğinden beri gözlerime,
İçimde senden başka bir varlık yok.
Gözlerine her baktığımda,
İçimde bir umut uyanır.
Seninle geçen her dakikam,
Ömrüme yeni bir ömür katır.
İyi ki tanıdım seni aşkım teşekkür ederim.
Canıma Can Katanım
İyi ki varsın, iyi ki hayatımdasın,
Seni seviyorum...
Sen benim dünyam, huzur bulduğum,
Yanında kendimi güvende hissettiğimsin.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!