En kötüsü de bu, göğsümün ortasında,
Güneş çekilince başlar en ağır savaş.
Gece, zifiri bir mürekkep gibi aktığında,
Hasret, zehirli bir ok gibi saplanır yavaş yavaş.
Kör kütük sarhoş bir acıdır kapını çalan,
Yüreğin, örste durmadan dövülen bir çelik.
Anılar, keskin bir bıçak gibi,
Her dokunuşta yeniden saplanır ruhuna.
Ah, o bekleyiş...
Zamanın çarmıha gerildiği yer.
Sabahı beklersin,
Sanki bütün yaralara merhem olacak.
Ama akrep durmuş,
Kum saati işlemez artık.
Her saniye bir asır,
Her dakika bir ömür olur.
Yastığa gömülen o baş,
Sükûttan yapılmış bir taştır şimdi.
Düşünceler bir girdap,
Çeker seni dipsizliğe.
Odanın sessizliği,
Dilsiz bir şahit gibi,
Durmadan sorar
Cevabı olmayan o ağır soruyu.
Ufukta ince bir aydınlık aranır,
Nafile...
Karanlık zırhını kuşanmıştır.
Teslim etmez geceyi.
Feryadını ne bir dost duyar,
Ne de şu koca dünya.
Acıyla ezberlersin,
O hecesiz sessizliği.
Nefesini keser hayatın,
Bu bitmeyen bekleyiş.
O sabah bir türlü gelmez.
Tanyeri hiç ağarmaz.
Gökyüzü kurşun,
Yer demir.
İçim bir yangın yeri,
Külleri bile duman tutmaz.
İşte böyle...
Gece bütün ağırlığıyla çökse de,
Yorgun gözler yine
Bir umut kırıntısı arar.
Ama hasret,
Vaktin kalbinde hiç dinmeyen bir yangın gibi
Sessizce yanmayı sürdürür.
Bahtiyar Cm
Kayıt Tarihi : 28.07.2026 22:22:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Gece, hasretin en gürültülü sessizliğidir. Gündüz susturulan özlemler, karanlık çöktüğünde yeniden dile gelir. Bu şiir, sabahı beklerken zamana yenilen değil, hasretiyle yaşamayı öğrenen bir yüreğin iç sesidir. Bahtiyar




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!