1994 yazı…
G.Mağosa güneşinin sarı sıcağı
çocukluğumun saçlarına düşüyor.
Üç yaşım,
baba kucağında dünya kadar güvende.
Şiirine dokundum;
Sanki sabahın ilk ışığı
Çiğ düşmüş bir ovaya değdi.
Her dizesinde
Toprağın kokusu vardı,
Kalbimde taşıdığım sevda, arşa yükselen en sessiz duadır...
Etme...
Kendine uzattığın her damla zehir,
Benim yüreğime saplanan paslı bir okun acısı oluyor.
Adanın günaydını oldun günom,
Mağosa'nın begonville denize açılan sokakları gibisin,
Lefke'nin Larnaka'nın esintili dağ havasında nefesim ,
Girne'nin denizinde ılık yaz meltemi gibisin,
Pile Köyü'de sınıra ulaştım Rum elinde en uzak özlemimsin,
Sahi Kıbrıs'ı evimi sana nasıl anlatsam da gözlerimdeki özlemi anlarsın ,
Pamuk Kalbimde Açan Dostluk Çiçekleri
Adıyaman'dı, bozkırın doruklarında açan çiçek dostlarım
Altın güneş ışıkları bozkırın tozlu taşlarını selamlarken,
Dağların gri dorukları yumuşayan gölgelerle sarmalandı.
Rüzgâr, saçlarımı okşayan bir dost eli gibi hafifçe esiyor,
Ben seni hiçbir sebep aramadan sevdim,
Yenik bir kalpten geçtim, yolum hep zordu.
Kirpiklerindeki ışığa takıldım,
Orada buldum kendimi, kaybolmuş ama huzurlu.
Adıyaman’da şen ramazanlar vardı.
Badem çiçekli tarlaya bakan bir köy evi.
Fıstık ağaçları.
Akşamcıda içilen kahve.
Gençtik.
Özür dilerim..
Alışamıyorum be adamım ..
Yapamıyorum, anla...
Dayanamıyorum, ne olur anla.
Güneş gülümsedi hücrelerimde,
Altın ışıklar dalga dalga oksijeni okşarken,
Hafif bir deniz tuzu kokusu taşındı rüzgârla.
Rüzgâr fısıldadı: “Hayat kısa, güzel yaşa,”
Ve ben bıraktım sorumlulukları,
Bıraktım dalgaların köpüğüne karışan gölgeleri gibi.
SEN
Ne çabuk affet deyip geçtin ki,
Ne çabuk ezanlar ki dünya yeryüzüne gülümserken güneşinden geçtin!
BEN
Sabrı sukunetinde kalbinde vefanda vicdanında diledim .
Mahsumun anlamını idrak edene kadar düşündüm




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!