Sükûtun Menzili Şiiri - Furkan Özcan 3

Furkan Özcan 3
18

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Sükûtun Menzili

Gözlerinin kıyısında faili meçhul bir mevsim,
Ben, kelimelerin bittiği yerde nefes alıyorum.
Suçlamıyorum onu, gel demedi bana, biliyorum,
Kendi içimde, hiç haberi olmayan bir yangına kanıyorum.
​Umut vermedi bana, Allah’ı var, tertemiz o tebessüm,
Biz kapıldık sevdasına çıkmazı bol bu yokuşun.
Uçurum kenarında kök salan bir ihtimaldir adın,
Sessizliğime çarpan, sadece o uzak duruşun.
​Bir gölgeyi sevmek gibi, aslından habersiz,
Ama gözlerime görme diyemem ki seni ararken.
Kendi kalbime söz geçiremediğim bu amansız savaşta,
Yüreğime sevme diyemem ki her atışında sen varken.
​Sen, kapısı bana hiç çizilmemiş o muazzam şehir,
Ben, o şehrin surlarında yankısı kayıp bir taş.
İçimde kopan kıyametten senin hiç haberin olmasın,
Sen hep aydınlık kal, benimle eskir bu sessiz savaş.

Furkan Özcan 3
Kayıt Tarihi : 28.05.2026 01:03:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Her sabah saat tam sekizi çeyrek geçe, sokağın köşesindeki o eski sahafa girerdi. Ben tezgahın arkasında, eski kitapların toz kokusu arasına saklanmış bir gölgeydim sadece; o ise içeri girdiği an tüm o kasvetli havayı dağıtan bir ışıktı. ​Yine o sabah, paltosunun yakasını kaldırmış, yüzünde o her zamanki telaşsız, tertemiz tebessümüyle kapıdan içeri adım attı. Rafların arasında gezinirken, gözlerimin gayri ihtiyari onu takip etmesine engel olamıyordum. Kendi kendime kızıyordum bazen bu çaresizliğime. Neden gidip tek bir kelime edemiyordum? Neden en azından "Günaydın" derken sesim bu kadar pürüzlü, bu kadar saklanırcasına çıkıyordu? ​Sonra aklıma o değişmez gerçek geliyordu. Kendi içimde kurduğum, büyüttüğüm, dağ gibi yaptığım bu sevdanın faturası ona kesilemezdi. Suçlamıyorum onu, gel demedi bana, diye fısıldadım içimden, elimdeki kitabın sayfalarını boş gözlerle çevirirken. Gerçekten de dememişti. Bana özel tek bir bakışı, tek bir sözü olmamıştı. Umut vermedi bana, Allah'ı var. O sadece kitapları seviyordu, buranın sessizliğini seviyordu. Biz kapıldık sevdasına... Kendi kendimize yandık bu ateşte. ​Bir ara döndü, elindeki eski basım şiir kitabını bana doğru uzattı. "Bunu alabilir miyim?" diye sordu. Sesi, kelimelerin bittiği, benim nefes almaya başladığım o uçurum kenarıydı. Kitabı uzatırken parmak uçları, saniyenin onda biri kadar bir süreliğine parmaklarıma değdi. Benim içimde kıyametler koparken, o sadece teşekkür edip cüzdanını arıyordu. ​Gözlerimi ondan kaçırıp kasaya odaklanmaya çalıştım. Görmezden gel, diyordu mantığım, hiçbir zaman senin olmayacak birine böyle bakma. Ama mantık, kalbin sağır edici gürültüsü karşısında ne kadar acizdi. Kendi kendime yenildiğimi bir kez daha anladım; gözlerime görme diyemem ki... Her atışında ismini sayıklayan yüreğime sevme diyemem ki. Para üstünü uzattığımda, gözlerinin içine o faili meçhul mevsimi saklayarak baktım. Anlamadı. Anlayamazdı da. O, kapısı bana hiçbir zaman çizilmemiş, surları aşılamayacak o muazzam şehirdi. Ben ise o surların dibinde oturmuş, içeri girmeyi hayal bile edemeyen, yankısı kayıp bir taştım. ​Kapıdan çıkıp kış sabahının ayazına karıştığında, ardından uzun uzun baktım. İçimdeki o sessiz itirafı, kapalı kapıların ardına bir kez daha kilitledim: ​İçimde kopan kıyametten senin hiç haberin olmasın. Sen hep aydınlık kal, benimle eskir bu sessiz savaş...

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!