Bir siyah güle bende eyledim umudumu,
Kırıldı aynalarda sükûtun çığlıkları.
Kör kuyular misali yuttum kendi ruhumu,
Şimdi hicran sağıyor gecenin parmakları.
Ben ki pervanesiydim avucundaki narın,
Küllerimden savrulan o ahı duymadın mı?
Sırrına ayna tuttum kan kaybeden rüzgârın,
Kalbimde pusu kuran feryadı sormadın mı?
Ey ömrümün en uzun, en efsunlu sürgünü,
Söyle, hangi bulutun bağrında kanar yaran?
Kim çözer ellerimden bu asırlık düğümü,
Kimdir bu ören yerde zamana karşı duran?
Gölgem düşerken her gün bir yetim kaldırıma,
Yağmura dert anlattım, sulara mektup yazdım.
İnandım içimdeki o mukaddes ağrıya,
Ben kendi mezarımı gözbebeklerine kazdım.
Yağmur yağsın, yıkanıp arınsın cümle cihan,
Düşsün o narin çiy de kavrulan dudaklara.
Sende başlayıp sende nihayet bulan zaman,
Bir gülüşünle varsın en uzak şafaklara...
Kayıt Tarihi : 28.05.2026 01:19:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Siyah Gülün Sırrı Eski İstanbul'un dar ve Arnavut kaldırımlı sokaklarından birinde, ahşap bir konağın loş odasında yaşardı Hattat Selim. Masasının üzerinde, yıllar önce sevdiği kadının, Züleyha'nın veda ederken bıraktığı kurumuş bir **siyah gül** dururdu. Züleyha bir rüzgâr gibi esip geçmiş, geride sadece aşılamaz bir sükût bırakmıştı. Selim, o günden sonra kendi kalbinin kuyularına çekilmiş, adeta kendi şehrinde efsunlu bir sürgün hayatı yaşamaya başlamıştı. Bir sonbahar akşamı, gökyüzü tüm hüznünü yeryüzüne boşaltırken Selim camın kenarına geçti. Yağmur damlaları yetim kaldırımları dövüyor, gece karanlığı Selim'in içindeki hicranı sağıyordu. Ateşin etrafında dönen bir pervane misali ömrünü adadığı Züleyha'nın o derin bakan gözlerini hatırladı; o gözler ki Selim'in kendi mezarını seve seve kazdığı dipsiz uçurumlardı. Yıllarca susmuş, feryadını kimseye duyuramamış, derdini sadece cama vuran yağmur sularına anlatmıştı. O gece, kurumuş siyah güle usulca dokundu. İçindeki o mukaddes ağrıyla barıştı. Yağmurun sadece sokakları değil, yıllanmış yarasını da yıkadığını hissetti. Masasına döndü, kamış kalemini eline aldı ve mürekkebine gözyaşını katarak sessizliğini kelimelere döktü. Züleyha belki o ahı hiç duymamıştı ama Selim'in aşkı, sükûtun küllerinden doğarak en uzak şafaklara kadar yaşayacaktı.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!