Bir tabutun kapağını içeriden yumruklamak gibi bu sensizlik.
Dışarıda mevsimler dönüyor, şehirler uyanıyor,
Ben, kendi içime kazdığım bu ışıksız çukurda,
Nefes almayı yaşamak sananların arasında yavaşça çürüyorum.
Sana uzanmayan ellerim, şimdi gövdemde taşıdığım birer fazlalık,
Göğsümde kalp diye attığını sandıkları şey; pimi çekilmiş bir sessizlik.
Bilir misin, dünyadaki en ağır yas ölmeyen birine tutulandır.
Bir mezar taşı yoktur ki gidip soğuk mermerine sarılasın,
Üzerine dökeceğin bir tas su yoktur ki, içindeki cehennemi söndüresin.
Sen dünyanın bir ucunda, hiçbir şey olmamış gibi gülümserken,
Benim ciğerlerime kum saati niyetine kırık camlar doluyor.
Zaman senin için akıp giderken, benim üzerimde küfleniyor.
Seni içimden söküp atmamı söylüyorlar, ne büyük ahmaklık...
İnsan kendi omurgasını kendi elleriyle nasıl kırabilir?
Kaderin bile yüz çevirdiği bir enkazın ortasında,
Gırtlağımda intihar etmiş kelimelerin cesetleri dururken,
Ben başka insanlara nasıl "iyiyim" diyebilirim?
Şimdi bütün yollar sana çıkıyor diye, ben yeryüzünü adımlamayı bıraktım.
Gözlerinin değdiği gökyüzüne bakmamak için, başımı toprağa eğdim.
Ama beni asıl ezip geçen, ne bu kimsesizlik ne de senin beni görmeyişin...
En büyük acı ne biliyor musun?
Bir gün öleceğim ve sen, benim senden vazgeçtiğimi sanacaksın.
Kayıt Tarihi : 28.05.2026 04:18:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!