Gün gelir, seni ruhunda diyar diyar gezdiren o yar
Gözlerinin yurdundan göçer, bavulunu bile toplamadan.
Adına aşk denen o büyük inme, o gün, o saatte başlar.
Sonra asırlarca, evet durup dururken asırlarca,
Bir sesin o incecik kıvrımını, bir saçın o tuzlu iyot kokusunu,
Ona benziyor sandığın yabancılara dağıtır durursun,
Bir kağıt aklığında dağılırken bulutlarım,
bil ki sevgilim, ben seni o en kusurlu,
bir pazarı pazartesiye bağlayan,
o darmadağınık, o tenha saatlerinle sevdim.
Sana rastlama umudum olan bütün köşeleri döndüm,
Sokaklar ki ceplerimde birikmiş bayat ekmek kırıntıları.
Bütün dükkân kepenklerinde senin yüzünün gölgesi,
Bir tramvay geçiyor içimden, rayları yorgun ve uykusuz.
Gıcırtısıyla bölüyor gecenin o kalın, o anason kokan sesini.
Bu şehrin de miadı doldu artık, anlıyor musun?
Masada bırakılmış iki çay bardağı,
biri yarım ve soğumuş, biri hiç dokunulmamış.
Ağır ağır eriyen bir mumun son gölgesi düşüyor duvara;
şimdi bu odada her şey senden bir parça,
her şey senin keyfince, senin buyruğunda.
Bir dağ birikiyor içimde,
bahara bin yıl gecikmeli
Kaskatı bir kar sessizliği bu,
sızıyor gövdemin kuyularına.
i
Yüzün; alfabenin en mahzun, en geniş harfi;
Öyle bir ev ki bu; balkonunda sardunya değil, gülüşün demlenir.
Biz seninle, ayrı yolların aynı parantezinde buluşan,
Vatanını bir diğerinin kokusunda bulan o mağrur gövdeleriz.
yanlış istasyonlarda unutuldum
üstelik hep yağmur vardı
üstümde hayatın o ağır
o kirli o yorgun paltosu
Gökyüzünü cebinden harcadığım zannıyla
Şiir yazmama kızan,
Müzikle uğraşmama ifrit olan kadın
Demin uğradı yanıma
Ve o her zamanki sıkıntısıyla sordu:
— Sahnen yok mu bu akşam?
Oturup masa başına,
Dünyayı kurtaracak değil ya insan.
Bir cigara yakarsın önce,
Bakarsın pencereden dışarı;
Esin zaten bedava...
Kâğıda kaleme de gücün yeter evelallah,
Nedir bu dilinde zavallı niyaz
Belli ki teselli sözün var yine
Bir garip esiyor rüzgarlar bu yaz
Belli ki bu güzün hüzün var yine
Ne beklersin bilmem geçen gemiden




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!