kaç düğüm attıysam artık bu sıktığım canıma
dil altından sızan o zehir, o damardan geçen sızı
aşırı doz bir keder ve hatta o en son altın vuruş
bağışıklık mı kazandım ne, elde var hep hüzün
ne yapsam kar etmiyor bu mahşeri kalabalığıma yalnızlık
Sokak sisliydi.
Zaman tükenmiş gibi bir an,
ahşap gıcırtılarıyla belirdi o dükkan.
Tabelasından anladığım;
yitik şeylerdi satılan.
Güz hızla başladı, hep böyle başlar
adı üstünde eylül, takvimlerin en hırpalanmışı.
Döndürdü bizi o eski hazan yaprağına
savurdu da savurdu tohumlarımızı.
Toprağımıza hasretin ekimindeyiz şimdi, bir yenilgi gibi,
I.
Biz biraz da eksilerek çoğalan şeylerdik,
Kilden bir kilit kalıbında unutulmuş anahtar biçimi.
Omurgamızda dünün yükünden kireçli kısıt,
Gözlerimizde bir parça bayatlamış deniz...
Hep böyle giderim ben, hep böyle!
Ne ardımdan bir el sallayanım,
Ne dudaklarında buruk bir öpücük saklayanım olur.
Ne de otobüsüm garı çıkana dek,
Bir peron tenhalığında bekleyenim...
Ne zaman bir akşam kapımı çalsa,
Omzumda beliren bir yük sezerim.
Ah keşke yorulan bedenim olsa,
Ruhumda ağır bir yükle gezerim.
Hicranın çölünde elimde asa,
Kaybolan mazime eşgal çizerim.
Sorsaydın,
Bin yıllık bir çığlığı kusacaktım avuçlarına,
Dilimin ucunda senin adınla çürüyen o kelimeler...
Bir baksan, içimdeki bütün ordular diz çökecekti.
Dünya, omuzlarımda infaz edilen koca bir dağ,
"Sorun," dedi doktor, gözlüğünü silerken,
"Gözünüzün insanları küçük görmesi değil.
İnsanlar küçülüyor gözünüzde, siz bakarken,
Ve maalesef, tıp da buna çare değil."
Ceketimi alıp çıktım hastaneden,
Sesimizi çoktan vestiyere astılar, eyvallah.
Şimdiyse göz hapsi...
Olur da manidar bir bakış fırlatırız diye
Sessizliğin yakasına yapışıyorlar.
Sıkıştırın bakalım, nereye kadar?
Şimdilik sağırım ulan, duyamam öyle höykürmelerini,
Ters düşer kitabıma, hissetmem,
Ve "dur" da demem artık,
Onurumu kuşatan o ağır laf salatası istilasına.
İstisnasın eyvallah da, nereye kadar be kardeş?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!