Bir gök çizgisini bölüyordu kanat, upuzun.
Demir çubukların simetrisinde bir ağrı,
Göz dediğin, uçanı bir sarsıntı sanırdı gözcesinde;
"Şifa" diyordu dilsiz bir saksı nezaketinde,
"Kim bilir hangi göğün kırığıdır o rüzgâr."
Gün gelir de kapımızdan
Ayaklarımız değil de
Ellerimizse ilk çıkan
Yuh olsun bize!
sen hiç görmedin;
onun göğüs kafesinde kadim bir kraken uyurdu
saçları sapsarı bir fırtına, parmak uçları mercan kırığı
hani bir baksa; limandaki tüm şilepler rotasını şaşırır
hani bir sussa; telgraf tellerinde intihar etmiş martılar sallanırdı
Beni üzeni oturup teselli etmişliğim var,
Bıçağın ağzını öpen o mağrur, o dilsiz dalgınlıkla.
Kendi yangınımdan su taşıyıp elin tarlasını yeşertmek,
Sonra o tarlada bir yabancı gibi izlemek başakların boy verişini...
Duvarlar ki hırpani birer gri dikey, kemiriyor göğün söküklerini,
Sokaklar tavanı basık birer oturma odası, koltuk altlarında küflü kalabalıklar.
Bir mağaza vitrininde intihar ediyor o tek heceli, o bayat nakarat,
Zamanı bir zevksiz ilikliyor ölgün bankların paslı omurgasına,
Ölüm ki burada, bir vitrin mankeninin soğuk diz kapaklarında.
Kasım kasım kasılıyordu kürsüde bizimki,
Anlattı da anlattı, sanırsın memleketi yeniden doğurmuş.
"Bilmem kaç cilt" dedi, "ömrümü verdim bu külliyata!"
Öyle bir heybet, öyle bir gurur...
Salladıkça o ciltleri yukarılardan aşağıya,
Gökten yağmur yerine şilt yağdı kel kafasına,
Gönlümün yangınında
Yanıyor geleceğim.
Dördüncü tarafındayım üstelik,
Üç tarafı su olan ülkemin.
Bir çift mavi göz,
Tenimin coğrafyasında telaşlı bir yaz,
Gözlerinin o en kalabalık, en yabancı meydanına yürürüm.
Biraz tütün kokarım, biraz acele edilmiş intihar,
Ne zaman ince giyinsem soğuk davranırsın.
Gözlerin iki denizin ortasında o gayriihtiyari yarık,
Bildiğim ağaç sayısı iki:
Birisi incir ağacı, ocağımdaki;
Diğeri ise darağacı, sokağımdaki.
Ben bu yüzden ağaçları hiç sevmem ki!
Bildiğim kadın sayısı iki:
Göğsümün tavan arasında paslanan o dilsiz fırtınayı,
Gecenin isli tenine bir kibrit çakıp tek solukta çözerdim.
Eğer bu sarsak kentin kurşun gölgesi üstüme çökmeseydi,
Ay ışığının saçlarını tarar, asıl o zaman şair olurdum.
Avcumda gizlediğim o kırık gökyüzü pusulasıyla,
Yıldızların soğuk atlasına adımı her gece kazırdım.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!