Kum fırtınasında penguen izi arayan bir bedevi;
"Nerede kaldı bu kutup ayısı?" feryadıyla yürür.
Tepesinde güneş, cehennem meyvesi,
Avucunda eriyen bir kar hayali...
Çölden kutuplara yürümektir onun bütün hikayesi.
Havaalanının en kalabalık peronunda,
Yamalı bir can simidiyle bekleyen o kaptan.
Sorar kuleye dev gövdeli uçaklar kalkarken:
"Bu şilep ne zaman ayrılacak limandan?"
Asfalta çapa atıp, hırçın bir dalga bekler çaresiz.
Aynı kaktüse sarılan kör bir âşık olur yeri gelir,
Kanayan ellerini arkasına gizleyerek.
Gözyaşı döker saksıya, zihni darmadağınık,
Fısıldar kendine: "Kaktüs yarın pamuk verecek."
Gece yarısı, anteni paslı, pili çoktan akmış o radyoyu
Göğe doğru uzatıp bir frekans arayan adamdır o.
Cızırtıların içinde o sessiz geçmişin sızısını dinler,
Göğe feryat eder: "Neden çekmiyor bu hayat?"
Küllerle kaplı bir yangın yerinde,
Isınmak için rüzgâra karşı kibrit çakan bir çocuktur.
Küllerden şatolar kurup içine yerleşir,
Evini yakan kıvılcıma minnet duyarak.
Gövdesi delinmiş batarken koca gemi,
Kamarada musluğun contasını sıkan o cimridir.
Gelecek ayın su faturasını dert eder aklınca;
Okyanusu bir pipetle dışarı üflemeye kalkar.
Çöle dalgıç kıyafetiyle inen şaşkın bir kâşif,
Kızgın kumlarda denizkızlarını arar.
Kendi kazdığı kuyuya son hız çakılırken bile,
"Ne güzel manzara!" diye rüzgâra fısıldar.
Çünkü bağımlılık;
"Bu sefer kesin beni anladı" zannıyla,
Kendini kesecek bıçağı yalayarak teşekkür eden,
O iflah olmaz dananın trajikomik neşesidir.
Kayıt Tarihi : 27.09.2016 01:03:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!