Bir çilingir çağır, diyorum, açsın şu masayı,
masa bizim masamızdır, durduğu yerde kalmalı.
Eğer dersen ki sığmayız bu dar vakte,
alır masayı da götürürüz, göç bizim işimizdir.
Hoş, niye diyeceksin ki, ne lüzum var bunca kibre?
Bütün masalar bizimdir nihayetinde,
aynen omuzlarımızda büyüyen bütün tasalar,
ve bizi hep bir şeylerden mahrum eden bütün yasalar gibi...
Sen masaları kasalarla karıştırdın zahir,
ah benim güzel, ah benim dalgın kardeşim.
Bizim hiç kasamız olmadı ki koruyacak bir dünyamız olsun.
Olsaydı bile, bir çilingirin hüneri neye yarardı orada?
Ne koyabilirdik ki o demir soğukluğunun içine?
Birkaç kırık nota,
göz ucuyla yazılmış birkaç şiir,
ekmek, zeytin,
ve bir ihtimal tütün içindir o telaşımız...
Bir de kızın kumbarasından usulca yürüttüğümüz,
o çocuksu, o mahcup bozukluklar.
Söylesene, bozuk paraya kasa mı kilitlenir?
Bunun için çilingir mi çağrılırmış bu saatte?
Çilingir dediğin o masaya lazım,
açmak için o eski, o kederli yarımlığı.
Hadi artık, erteleme şu dünyayı, çağır şunu.
Nasıl özledim bir bilsen,
o keskin, o mülksüz anasonun kokusunu...
Kayıt Tarihi : 28.09.2016 12:36:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!