Bir hayatı sevmek için bir kadın yetmez diyen adamlar vardı,
Gözleri hep başka vitrinlerde, avuçlarında bin bir gecelik hevesler...
Bir de bir kadını sevmek için bir hayat yetmez diyenler,
Ki onlar, tek bir ismin kıyısında ömrünü unutan nehirlerdi.
Kadınlar geldiler,
Ne fiyakalı yaralarımız vardı bizim,
Dikiş tutmaz, laf anlamaz...
Heykel'de dolmuş beklerken bir şarkı duymayagörsünler,
Müzeyyen'den yahut Safiye'den,
Hemen başlarlardı sızım sızım sızlamaya.
Dünya hep böyle gürültülüydü demek,
Bu caddeler hep böyle köpürür, taşarmış insandan.
Ben senin o asil tenhalığında nefes alırken,
Sonsuz bir sükûnet sanmışım kentin uğultusunu.
Meğer senmişsin kalabalığı bir bakışta eriten,
Senmişsin koca bir şehri tek bir bakışa sığdıran.
Zamanın uykulu sularına serilmişti o sahte ninni,
"Bırak" diyordu gümüş bir fısıltı, "bırak kendini."
Oysa köklerinden kopmuş devlerin leşleriydi yatağı tıkayan,
Suyun damarlarında donmuş, yeşil bir intihardı o an.
Akışın kalbine saplanmış kemikten omurgalar,
Yok yok, özgürlük değil sizin bu darmadağınık sarhoşluğunuz,
Bu boyuna kadeh tokuşturup durduğunuz meydanlar,
Umarsızca gecelemek, ümitsizce sabahlamak değil.
Aslında siz de biliyorsunuz,
O tıkır tıkır işleyen saatlerin mevhumu olmadan yaşamanın,
Bir hürriyet etmediğini.
Yetmişlik ile yüz ellilik arası tercihimdir,
Yalan yok, ufak tefek olanıyla vaktim geçmez.
Şöyle endamlı olacak masada;
Uzun boylu, uzun boyunlu, ince belli...
Güneşte parlayacak camı,
Benim ona baktığım gibi,
Odalarım var benim,
Her biri uçsuz buçaksız,
Her biri bomboş.
Yalnız, bomboş dediysem
O kadar da değil;
Mağrur, yorgun ve kırık dökük
Bir bardağın kenarındaki ince çatlağa bakarak anlıyorum bunu,
İçine su koydukça sızdıran, sızdırdıkça kendini hatırlatan o lekeye.
Sahi, siz neleri biriktiriyordunuz o kütüphane raflarında?
Altı çizilmiş cümleler, iyi dikilmiş takım elbiseler ve kusursuz ezberler...
Hepsi bir vitrin camının arkasında ne kadar da güvende.
Saat camlarında kırılıyor zamanın lağım kokan dişleri,
Bir psikolog tırnağı kazıyor durmadan alnımdaki aslan gölgesini.
"Katıl" diyorlar, "Katıl ki tamamlansın etindeki o noksan ayar."
Oysa bilmiyorlar; katıldıkça eksiliyor insanın göğe bakan dirsekleri.
Ben bu seviciler pazarında, makam ve para gölgeli o bıkkınlıkta,
Hiçbir yüz öylece geçip gitmedi o kalabalık aynadan,
Ve bir şehir, sadece taş değildi, sızmıştı ruhumuza zamandan.
Gördüğün o yorgun camlar, o dilsiz mermer avlular;
Sanki içimizde biriken o gümüş sırtlı, o kırık aynalar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!