Bugün, dünün koynundan çıkan o tuhaf çocuk,
Hiç çekmemiş annesinin o duru yüzüne.
Oysa rahmetli, bir başkaydı ki sorma,
Yüzünde vefa, eski bir atlas gibi serili.
Gözleri ekmek kokardı, elleri komşu sofrası,
Kimin başı sıkışsa, koşar onu bulurdu,
Gün gelir, seni ruhunda diyar diyar gezdiren o yar
Gözlerinin yurdundan göçer, bavulunu bile toplamadan.
Adına aşk denen o büyük inme, o gün, o saatte başlar.
Sonra asırlarca, evet durup dururken asırlarca,
Bir sesin o incecik kıvrımını, bir saçın o tuzlu iyot kokusunu,
Ona benziyor sandığın yabancılara dağıtır durursun,
Gökyüzünü cebinden harcadığım zannıyla
Şiir yazmama kızan,
Müzikle uğraşmama ifrit olan kadın
Demin uğradı yanıma
Ve o her zamanki sıkıntısıyla sordu:
— Sahnen yok mu bu akşam?
Oturup masa başına,
Dünyayı kurtaracak değil ya insan.
Bir cigara yakarsın önce,
Bakarsın pencereden dışarı;
Esin zaten bedava...
Kâğıda kaleme de gücün yeter evelallah,
Çağırdınız ve eşikten çevirdiniz beni,
Güneş görmemiş o dar pencereleriniz şaşkın.
Bütün yasalarınız adaletsiz, biliyorum,
Çünkü tek tasanız kendi gölgenizin meşruiyeti.
Oysa Elest’te antik bir masaydı kavilleştiğimiz,
Ve aşk, her ölüm kavşağında bulup yitirdiğimiz o kekeme ferman.
Düşünebiliyor musun?
Düşünebilmenin o muazzam, o kuytu sığınakları da var aslında.
Hiç aklında yokken ve ne olduğunu anlamadan,
Bir taşra otelinin kireç kokan, sabırlı duvarlarıyla
Konuşurken bulabiliyorsun kendini.
Dökülen yapraklar gibiydik o güz ikindisinde,
Toprağın koynuna devrilen sarı sırlı sayfalarca...
Biri diğerinin gölgesine sığınmış iki mısra gibi,
Sokulurduk zamanın daralan o kuytu sokağına;
Yıkık dökük, ama mağrur, yan yana ve alt alta.
Gök sarsıldı sonra, bulutlar yığıldı üst üste,
Yirmi dört saatin
Kaç saati gündüz ki be kadın,
Sen kalkmış bana borçtan, harçtan bahsediyorsun?
Güneş doğdu da
Gidip çalışmadım mı sanki?
Sahnede iki perde var, ikisinde de aynı yüzler:
Önce sırtımda bir el, o habis sabırsızlık,
Beni kendi karanlığıma doğru iten o itme kuvveti...
Sonra yukarıdan aşağıya süzülen o steril, o muazzam akıl:
"İçine düşmeden önce düşünecektin."
Son bir şiir yazsak diyorum,
Şöyle durup dururken, tam da vaktidir derken,
Son dizesini de tamamlayıp ortalık durulunca
Noktasını da kondurduk mu sonuna
Düzelecek sanki her şey, biliyorum.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!