Kendimi bildiğim gün, o ilk kırılma,
Dünyanın gürültüsü sığmasın diye göğsüme
Aldım aklımı, ahşap bir fıçıya doldurdum.
Sıkıca kapattım kapağını, sızdırmasın istedim,
Götürüp mahzenimin en karanlık, en dip köşesine bıraktım.
Dedim ki; burada dursun bu hesaplar, bu kurallar, bu dünya.
Zaman geçti, zaman dediğin zaten sinsi bir usta.
Ben orada bir fıçı bıraktığımı,
İçindekinin o katı akıl olduğunu büsbütün unuttum.
Sonra, hani o büyük susuzluk gününde,
Karanlığa inip de o ahşap gövdeye rastlayınca,
Kendi aklımı yıllanmış bir şarap niyetine,
Kana kana, yudum yudum içtim.
İçimdeki o katılık sarsıldı önce, sonra eridi.
Hesaplar kapandı, saniyeler durdu,
Ne bir mantık kırıntısı kaldı geriye ne bir kale duvarı.
Bende şimdi sadece safi bir yürek var,
Diz çökmüş, dünyaya hayretle bakan.
Bende şimdi safi bir ruh kaldı,
Rüzgarın önünde yaprak gibi hafif ve telaşsız...
Sana ezelden aşina olduğumu söylemem bundandır işte.
Çünkü insan ancak aklını içtiğinde,
O fıçıyı bitirip de kendine döndüğünde anlar;
Ruhun ruha kavuşması için,
Arada hiçbir kelimenin, hiçbir kuralın kalmaması gerektiğini.
Ben sana şimdi o mahzenden, o büyük sarhoşluktan bakıyorum.
Kayıt Tarihi : 28.09.2007 22:15:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Aklımı bir fıçıya doldurup
mahsenime kaldırmış,
Sonra da aklım olduğunu unutup,
şarap niyetine içmişim.
Güzel ve manası derin bir ifade. Kutlarım şairi.
Selam ve sevgiyle.
TÜM YORUMLAR (4)