Karanlıklar, güneşli günler içinde,
Son kırıntılar… belki de son gün.
Kapkara bulutlar çökmüş üzerimize,
Dışımız, içimize sürgün.
Her gün biraz daha kan…
Çoktan unuttu, gözbebeklerim gülmeyi;
Damarlarımdaki zehrini içime gömdüm.
Yüreğimde hareketlenir bir alev parçası,
Bir düşün içinde derin sessizliğe büründüm.
O an, kalbime dokunur sesin, soluğum kesilir;
Gözlerim derin kuyulara düşmüş,
Son dünya gemisinden gidiyorum.
Duvarda demir çaresiz çürümüş,
Kum denizinden susuz gidiyorum.
Düğüm düğüm içim, kor ateşlerde,
Bir alev gibi düştün içime,
Bıçak gibi saplandın etime.
Yüreğimi ateşe verdin yâr;
Küllerini attın cehenneme.
Kandil gibi yalnız sönüp soldum,
Çaresizlik dökülür gözlerimden bir bir,
Kalemin ucunda her kelime, bir ağır özlem.
Deli divane gönlüm kavrulur hasretinle;
Dağ gibi ıstırapla, oturur içime koca bir cehennem.
Hüzünlerim ayaklanır her gece benliğimde,
Bu kaçıncı dalıp gitmelerim?
Dalga dalga saçların titretir kalbimi.
Üşüyor ayaklarım girdabın sessizliğinde;
Savurur bu boş şehir izlerimi.
Aldırma gönül, kara tren geliyor;
Kör kuyulardayım, kör kuyularda,
Ne çıkacak gücüm var,
Ne de çıkmaya cesaretim,
Ölüm var, dirim var.
Sonbaharın son günleri,
Her şeyim eksik, her şeyim yarım;
Saatler takılı kaldı yokluğuna.
Perdeleri ört; ölüm gibi ıslak bu akşam,
Yine hüzün çöktü yüreğimin yamacına.
Kandamlaları dökülüyor gözlerimden,
Kozcağız’ın üstüne çöktü kara bir duman,
Analar ağlaşır, kapar ocakları, aman.
Gözlerimde bir yaş var, düşer de akmaz oldu,
Bende hicran yarası kanar da durmaz oldu.
Yaşayıp gidiyordum küçüğüm,
Her şeye geç kalmışlığın ardından.
Kendi düşen ağlamaz;
Kim uydurdu bu yalanı sonradan?
Şikâyetim de yoktu hani,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!