Akşamın en sessiz, en kimsesiz anında,
Bir çakıl taşı gibi düşer peşinize.
Adı geçmese de kimse bilmez,
Sen her nefeste anarken onu gizlice.
Bir sokak lambasında gölgesi,
Öyle derin ki özlemin,
Dilim lal, duam sensin.
Koskoca bir boşluktayım,
Gel, ömrüm ömrüne eklensin.
Yine vuslat saati,
Yaşadığım çaresizlik ne hazin;
Garip gönlümü mezara çevirdin.
Kınalı parmağımda izin kaldı;
Tokat gibi vurur, yakar hasretin.
Sanki dokunduğun yerden ağlarım;
Gözlerde gurbetin izi olmasa,
Söz kabre kadar; nefes kabre kadar...
İçte bir his, ince sızı olmasa,
Yâr kabre kadar; yâren kabre kadar...
Yıllara boynunu bükmüş bir çiçek,
Boğaza kaçıp nefessiz bırakan sözlerin,
Çok ince bir çizgide yaşam ile ölüm gibi.
Tam da alnımın ortasında, gündüzle akşam arasında,
Bitecek bir gün, bitecek bilinç dediğin hayatın mürekkebi.
Hatırlar, unutursun bu gerçeği;
Kaçan bir düşün ardındayım;
Bu benim son kavgam kendimle.
İçimde kıyametler kopardın;
Kıymık gibi batıyorsun her hâlinle.
Geldin, tam da buramdan yaraladın;
Sonbaharın ilk ayı kıymığa bürünmüş,
Sarı gözyaşı döküyor karanlık kuytularda.
Aklımdan düşen bütün yapraklar sen,
Her gün bir parçan kuruyor solumda.
Güvendiğim her dal kırıldı bir bir,
Havada yağmur kokusu,
İçimde karabulutlar var.
Köz olan yüreğime,
Sağanak sağanak yağar.
Kimseye söyleyemediğim,
Bu kaçıncı gündü ateş kustuğum?
Anı parçacıkları zihnimi bulandırıyor.
Vicdanımla bir türlü baş edemiyorum;
Gözlerim yaşarıp yaşarıp duruyor.
Bunca ıstırap ve keder,
Geç kalmakla erken gelmişlik,
Teneşirle bekler kupkuru bir çeşmede.
Hayatı hiç tanımamış bir ben var,
Çaresizce bağırır ıstıraplar içinde.
Düşünceler bozuk, eski rüyalar ise zalim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!