Yitip giden anılar ve o eski ben,
Kapanmaz göğsümde bıraktığın yara.
Girdaplarda sarhoş ve bulanık,
Sonsuz bir boşluk, bitmeyen bir ara.
Sönmeye yüz tutmuş ışık gibi.
Damlalar kirpiklerimde titrer sessizce,
Kalbimin duvarında ince bir sızı açar.
Bir toz bulutu gibi uçup gitmek isterim;
Boğazım düğüm düğüm, hüzün ağzıma kadar.
Nemli gözlerim içli hıçkırıklara gömülür,
Bazen: “Oluruna bırak her şeyi,”
“Zamanla geçer,” diyorum içimden.
Bu dünyadan, öyle ya da böyle geçiyorum;
Neden o an boğuluyorum, derinden?
Bir yaş ayı yaşanır şimdi;
Geçtiğim her yer ayrılık kokuyor,
Sessiz gitmene hiç alışamadım.
Korkudan aklım yerinden çıkıyor,
Sensizliğe inan alışamadım.
Önceleri hasreti hiç tatmadım,
Her şeyi baştan yaşamayı ne çok isterdim!
Bıraktığın yerden, patikadan aynı şekilde,
Cehennem olsam gelen yol yakınırken,
Cihan yıkılsa, mahşer kopsa yüreğimde.
Yalnızca kendi gerçeklerimiz varmışçasına,
Gün geçmiş ve kurumuş yapraklarda,
Gökyüzünün rengi solmuş dağlarda.
Bir kuşun sesi öter her yarada,
O, düş kurduğum yürekte ağlıyor.
Küçük, kasvetli şehir son satırda...
Yol da benim, yolcu da ben;
Kendinden kaçar mı insan hiç?
Hiçbir yol ulaşmıyor sana,
Ayrılığın resmi hariç.
Bu uzun yol candan cana;
Hatıran ağlattı bu gece de,
Ah, benim gamlı geçmişim.
Solumun sesleri karıştı birbirine;
Hayattan kaçış mevsimindeyim.
Trenler geçiyor gözlerimden,
Karanlık alabildiğine çöktü üstüme;
Yollar öylesine uzun, yollar öylesine sessiz...
Uzaklarda parlayan o soğuk yıldızlar kadar;
Yapayalnızım şimdi ve bütünüyle kimsesiz.
Öylece dalmışım bu yorgun akşamın içinde;
Yol yorgunuyum, hayaller yarım,
Hayat kısa; dar; ruhum bezmiş.
Gönül bağım kavruluyor yine,
Kentler, beton mezarlıklara terk edilmiş.
Kaç kilometre kaldı mutluluğa?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!