Her gün ölmek var ya,
Yokluk kapısında hiç olmak,
Her damla yaşla süzülürken sala,
Mevsimin yalnızlığına gem vurmak.
Geç kalmışlığın pişmanlığı içinde,
İhtiyacım var senden gelecek sığınmaya;
Karanlığımı nura çevirecek aydınlığa.
Seni çok seviyorum der gibi ihtiyacım var,
Çok âşık olmaya sonra pişmanlığa.
Çoktan öldürdü beni bayım,
Özleminle sıkışıyor
Adın geçince kalbim her defasında.
Sensiz olma düşüncesine katlanamıyorum,
Şu köhnemiş dünyada.
Öyle ihtiyacım var ki,
Yaş aldıkça yol kısalır ihtiyarlıkta,
Hastalıklar limanına demir atarsın.
Geçmişe özlem duyarak çürür,
Heybendeki anılarda kanarsın.
O aynada gördüğün sen değilsindir,
Bedenim ruhumla geriye gidiyor,
Uzuvlarım dermansız ve çaresiz.
Gözümün kenarında hazır bekleyen
Ilık gözyaşlarım dökülür davetsiz.
Usançla geçen yaşanmışlık
Sıradan bir gündü, vakit erken.
Hayatın içinde hazin bir hikâye,
Bütün hayaller uzak yerlerde doğar,
Adım adım adın kalır senden geriye.
Koşsam, takatim yok sana gelmeye,
Zehrini akıttığın o günden beri,
Yüreğim üşür, ellerim titrer.
Gece mi sanırsın hüzün saatlerini?
Gündüzüme de kara bulutlar göçer.
Sarılmayı bilir misin? Sahiplenmeyi?
Nihayet soğuk bir kış sabahında,
Yalnızlığımın acı tortusu,
Sonbahar çiçeklerinin geçkin kokularıyla duyulur,
Alev alev yanan pencerelerde buğusu.
Yanık kokulu sokaklar,
Uzak diye bir yerler var;
Hasret, gurbet, özlem içeren.
Ağladığında gözyaşını silenin olmadığı,
Binlerce kilometre içinde diken.
Senden uzakta yeni bir gün;
Elemli vicdan usulca aktı,
Sabahın çiğine hasret çökerken,
Umarsız bakışlarda söndü mum,
Gelgitler ölü yüreğe doğarken.
Ruhunun mesafelerinde kayboldum,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!