Yaşadığım çaresizlik ne hazin;
Garip gönlümü mezara çevirdin.
Kınalı parmağımda izin kaldı;
Tokat gibi vurur, yakar hasretin.
Sanki dokunduğun yerden ağlarım;
Gözlerde gurbetin izi olmasa,
Söz kabre kadar; nefes kabre kadar...
İçte bir his, ince sızı olmasa,
Yâr kabre kadar; yâren kabre kadar...
Yıllara boynunu bükmüş bir çiçek,
KÂBUS
Boğaza kaçıp, nefessiz bırakan sözlerin,
Çok ince bir çizgide, ölümle yaşam gibi…
Tam da alnımın ortasında, gündüzle gece arasında,
Bitecek bir gün… bitecek dediğin: hayatın mürekkebi.
Kaçan bir düşün ardındayım;
Bu benim son kavgam kendimle.
İçimde kıyametler kopardın,
Kıymık gibi batıyorsun her hâlinle.
Geldin, tam da buramdan yaraladın;
Sonbaharın ilk ayı kıymığa bürünmüş,
Sarı gözyaşı döküyor karanlık kuytularda.
Aklımdan düşen bütün yapraklar sen,
Her gün bir parçan kuruyor solumda.
Güvendiğim her dal kırıldı bir bir,
Havada o bildik yağmur kokusu,
İçimde katran karası bulutlar var.
Köz olup yanan yüreğime;
Sağanak sağanak keder yağar.
Kimseye söyleyemediğim sırlar,
Bu kaçıncı gündü ateş kustuğum?
Anı parçacıkları zihnimi bulandırıyor.
Vicdanımla bir türlü baş edemiyorum;
Gözlerim durup durup yaşarıyor.
Bunca ıstırap, bunca keder…
Geç kalmakla erken gelmişlik,
Teneşirle bekler kupkuru bir çeşmede.
Hayatı hiç tanımamış bir ben var,
Çaresizce bağırır ıstıraplar içinde.
Düşünceler bozuk, eski rüyalar ise zalim.
Beklemek hiç bu kadar uzun olmamıştı;
Yokluğunda durdu yüreğim.
Sırılsıklam özledim sağanak sağanak;
Yarama merhem olmanı ne çok bekledim.
Sen yara üstüne yara deşmeyi seçtin;
Üzerine basılan taş gibi hissiz,
Yumruk kadar yüreğin,
Hatıralara gölgen kazınmış,
Her yerde ayak izin.
Üşüyor kaldırımlarda,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!