Bir bilmece gibi kalbi esrarlı,
Bir muamma olarak doğar insan.
Kum saati gibi yüz bin manalı,
Baharsız yazda yaşar çoğu insan.
İlk gençliğin kaygısızlığı eylül,
(Gazze’ye İthafen)
Aşkta yoğrulan bir türkü ol,
Mazlumun dilinde yakılan...
Sürgünün kalemi,
Zulmün sabrı,
Mühürlü sözcükler kül eder sırça köşkümü,
Ardından bir et parçasındaki yangın tutuşur.
Eski bir şarkı, çok uzaklardan vurur gönül dağımı.
Yokluğunla gönül evim siyah zülfünle tel tel olur.
Gönül süzgecinden her seher düşer bu gözyaşı,
Islak bir imza var şimdi nemli gözlerimde,
Kimi zaman pas tutar hani, ağır bir demir gibi.
Ateş olur, her gece kalbime düşer sessizce;
Dökülür damla damla gönlüme, bir kir gibi.
Aklıma gelirsin her gün batımında, ansızın,
Şefaat sunsun her canına âşık,
İsmi aşk, ruhu sonsuz, nur Muhammed.
Cennet kapısına, açılan eşik,
İsmi aşk, ruhu sonsuz, nur Muhammed.
Dünyanın yükünü sabrınla yendin,
Seni falların karanlığında aradım durdum,
Bir ümit, bir teselli, bir avunuş adına...
Heyhat! Çığlıklarımı yüreğine kanatlandıramadım,
Oysa aşkın duaları kalpten kalbe yol bulur derlerdi;
Sen adım adım uçup gittin avuçlarımdan,
Ben sadece ardındakilerle bakakaldım.
Akşamın en sessiz, en kimsesiz anında,
Bir çakıl taşı gibi düşer peşinize.
Adı geçmese de kimse bilmez,
Sen her nefeste anarken onu gizlice.
Bir sokak lambasında gölgesi,
Öyle derin ki içimdeki bu sonsuz özlemin,
Dilim lal oldu, artık ettiğim tek duam sensin.
Koca bir boşluğun ortasında kalmışım yapayalnız;
Gel artık, gel ki bu yarım ömrüm ömrüne eklensin.
Yine o bitmek bilmeyen vuslat saatindeyim,
Yaşadığım çaresizlik ne hazin;
Garip gönlümü mezara çevirdin.
Kınalı parmağımda izin kaldı;
Tokat gibi vurur, yakar hasretin.
Sanki dokunduğun yerden ağlarım;
Gözlerde gurbetin izi olmasa,
Söz kabre kadar; nefes kabre kadar...
İçte bir his, ince sızı olmasa,
Yâr kabre kadar; yâren kabre kadar...
Yıllara boynunu bükmüş bir çiçek,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!