Mevsim hüzündü, bir kelebek ayında;
Kalbimdeki masal dağları taze bir gönle gömüldü.
Eskimiş düşler, sızım sızım bir acı şimdi içimde;
Yalnızlık tohumunu rüzgâra verdim, ümidim çoktan öldü.
Tutamam ki artık cemrenin o hırçın yelesinden,
Buram buram tütüyorsun göz yuvalarımda,
Uzak seni görmediğim her anmış.
Ruhum ruhuna mahkûm oldu ebediyen,
Cama yansırken suretin, kesilir kalbime.
Uzatsam tutar mısın sensizliğimden?
Sevdam yoluna sürülmüş,
Mecnun aşkına dönüşmüş.
Ahirim bildiğim leylam,
Yol ayrımında görülmüş.
Çaresizliğimden gayri,
Keşke bir leylek olsaydım,
Uçsaydım gönlümün çağırdığı o uzak yere...
Oluk oluk hasret aksaydı Meriç;
Götürseydi beni Tunca, bekleyen sevdiğime.
Sonbaharı beklemezdim asla,
Ey! Şefkatle avuç dolduran gece,
Göğüsleri irfanla duyan gece,
Ey! Âminlerle arşı saran gece,
Sonsuz mağfiretin sonsuz vaattir.
Secdeye eğilen başlar şahittir,
Gözler yorgun düşmüş,
Dalıp dalıp gider uzaklara...
Kim bilir hangi mazide,
Hangi şarkıdaki mısralara.
Gecenin bir yarısında,
Yaşamın gamı da ağır, yükü de,
Matemin ilacı kör düğüm.
Fırtınalı hayattan sonra,
Kucağında örtündüğüm.
Bir avuç topraksın işte,
Geçip gittiğim zamanın içinde,
Her şey yalan oldu… sen gibi.
Keşkeler, boğazımda düğüm düğüm;
Ah o teneşir; bir varmış, bir yokmuşum gibi.
Buraya ait ayak izlerinde saklananları,
Gök kubbemde bütün kelimelerim öldü,
Yalnızlık vücudumu yakar, dağıtır ve eritir.
Bu bendeki dinmek bilmez kahroluş iniltisi;
Sessizce toprağa süzülür, biter bir bir.
Sanki ansızın altımdan koca yer kaçar,
Yeşil bir sessizlik çöker şimdi şehrin üzerine,
Dolar yorgun yüreğe o imha ateşi sessizce.
Hapsolur yitik bir ömre bütün o eski anılar;
Damla damla dökülür geçmişin, geç kalınmış her gece.
Sözler solar gider o beyaz mendilin nakışlı güllerinde,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!