Adını hatırlamadan
sana dair ne çok şey geliyor aklıma,
bir bakışta,
bir susuşta,
bir ağrının en içli yerinde
hep sen varsın.
Adını anmak...
sanki taş yutmak gibi
ne boğazımdan geçiyor
ne içimden atabiliyorum.
Göğsümün altında
eski bir yangın
Bir gün geldi,
adı dudaklara değmeden soldu,
sessizliğin kıyısında unutuldu,
bir gölge gibi çekildi geçmişe.
Kime ait olduğunu bilmeden
Ve mevsim saçlarımdan geçti,
her telinde biraz değiştim sanki,
rüzgâr değil de zaman ördü saçlarımı,
düğümlerimde sen kaldın.
Kuşların sesinde adın vardı,
Sustuğum kelimeler
dudaklarımda ağırlığını yitirdi,
konuşmadan da anlatmayı
öğrendi sonunda kalbim.
Bir zamanlar kaçtığım aynalar
Bir vakit aynı göğe bakar,
aynı rüzgârı dinlerdik;
ellerimiz birbirini bulunca
akşamlar usulca sabaha dönerdi.
Ağlama, yarın yine gün doğacak.
Karşıdaki dağlarda yine kuşlar ötecek.
Ağlarmışım, gözlerimde bir cam kırığı,
Geceye yırtık düşler serilirmiş.
Bir fısıltı geçermiş evlerin arasından,
Ölmeyen bir ses gibi yankılanırmış.
Bir kadın beklerken üşürmüş.
Ağlarmışım, şehre sis çökermiş,
Saçımı başımı yolarmışım.
Namert bir el dokunurmuş yüreğime,
Çürük bir yağmur yağarmış sokağa,
Bir adam üzülürmüş.
Mermiler atardık göğe doğru,
Gök kubbeyi delmek istercesine.
Ne kuşluk bilirdik, ne de ikindi,
Çabamız bir parça kuru ekmek içindi.
Gün doğardı bize; çoluk çocuk,
kavrulmuş ekinlerin üstünde
dilsiz bir ağıt gibi geziniyor;
gökyüzü
sanki suskun bir demir levha.
ne bir serinlik




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!