Karanlık sandığım yer
meğer toprağın ta kendisiymiş.
Orada çürüttüm
eski seslerimi, eski hâllerimi.
Hiçbir ışık gelmedi dışarıdan.
Ama şimdi,
Adını andığımda içim yanmıyor mesela.
Yavaş yavaş kabulleniyorum:
Bazen en çok sevdiğin,
Yalnızca bir dersti ruhuna.
Artık korkmuyorum
kendimle baş başa kalmaktan.
Çünkü en çok
orada öğrendim
nasıl ayağa kalkılır
düşmeden önce.
gökyüzü hâlâ aynıydı
ama ben artık başka bir gözle bakıyordum
ağaçlar konuşmuyordu
ama sustukları yerden duyuyordum hepsini
rüzgârı izlemeye başladım
Bir zamanlar sustuğum yerden
şimdi bir kelime yeşeriyor,
gölgesinden utanmayan
bir cümle gibi çıkıyor ortaya.
Yaralar konuşmaz, bilirim,
Şimdi böyle hüzünlü halime bakma,
ansızın bir tohum gibi uyanırım sessizliğin içinden.
Geceden kalan son çiğ tanesi,
umut olur, düşer yüreğinin karanlığına.
Köklerimde hâlâ sen varsın
Üzerime çöken göğü
kaldırdım omuzlarımdan,
yeni bir gökyüzü ördüm kendime
bulutsuz, hesapsız,
ve kimseye benzemez.
Mevsimin dalkavuğu rüzgâr,
Yetmez mi kolumu kanadımı kırdığın.
Hâlâ ne örseler durursun yanan canımı,
Dara düşmüşüm tutar mısın elimi?
Göründüğün gibi dost musun?
Benim gözlerimde silmeye yaş mı bıraktın.
Bir ıslık sesiyle başlardı günümüz,
Toz kalkardı yokuşlardan,
Sen koşardın,
Ben peşinden düşler gibi.
Saklambaçlarda zamanı unutmuştuk,
Sabah olur, Güneş doğar çocuğum,
Yine bakarız göğe doğru.
Bir kuş gelir, konar pencerene.
Öter durur...
Tohum atılır; bağa, bahçeye...
Saçların gibi başak olur,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!