Yürümeyi bıraktım artık
çünkü yol,
içimde yürüyordu.
Sessizliğe selam verdim
bir dost gibi,
Adını anmak bile incitiyor zamanı.
Bir çiçeği kurutmak gibi sevdayı,
Yavaşça, usulca kabulleniyorum olanı.
Kırıldım evet,
Ama her cam parçası kendine gökyüzü bulurmuş.
Yitip giden zamanın içinde,
bir şey kaldıysa eğer,
o da aşk…
Bir iz gibi,
silinmeyen,
susmayan.
Ne dil anlatabilir onu tam,
ne kelimeler taşır yükünü.
Bir bakışın kıvılcımından doğar bazen,
akşamın solgun ışığı gibi.
Bazen ince bir sızı olur
Gitti sandık…
sustu sandık…
ama aşk,
ne gidişi tanıdı,
ne de suskunluğu.
Yanılttı beni suretlerin gülü,
Her bakış bir kıvılcım,
Her söz bir yangındı sanki.
Sandım ki aşk, bir tende saklı,
Oysa ten fanidir, aşksa ezelî…
Sevmenin ilk hâli,
bir yangındı.
Tutkuydu adı,
ellerinle tutamadığın bir ateş gibi.
Sonra anladım:
Seni sevmedim aslında
sana bakan gözde
kendimi gördüm önce.
Sonra yavaş yavaş
o da silindi.
Seviyorum…
Ama bu kelime,
ağzımdan çıktığında bile
anlamını yitiriyor.
Belki de aşk,
Sonbahar yaklaştıkça sararıyor duygularım,
Az kaldı benim de hazana açılacak kapılarım.
Seni beklerken gül yaprakları diğer yapraklara karıştı.
Güneş soldu, karşıki dağları aştı...
Beni fark edemedin, asmalı konağın güzeli!
Sen, dinlerken ağustos böceğinin beyhude sesini,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!