kendimi bir ölü yıkar gibi yıkadım,
günahlar düştü avuçlarımdan,
nefesim rahmete dönüştü,
ve gönlümde ince bir sırat belirdi.
yürüdüm tereddütle,
Bir gölgeyim,
ışıkla karanlığın birleştiği yerde.
Ne yansıma kadar netim
ne silüet kadar kayıp.
İçimde bir uğultuda,
Bir kapı kapandı,
anahtarı hiç olmayan bir kapı.
Eşiğinde kaldı bütün umutlarım,
rüzgâr bile esmedi ardımdan.
Umutlarım ağırlaştı,
Sis ağır ağır iniyor,
ağaçların dallarına sığınmış bir hüzün gibi.
Çisentiler düşüyor toprağa,
sanki gözlerim usulca ağlıyor.
Yapraklar sararmış,
Zaman adını unutmuş
bir düş gibi sokağın sisinde,
gürültüsünde yürür.
Kimlik,
ayna kırıklarında parçalanır,
Sızım var içimde, sormayın bana,
Dağlara dert olmuş, inmiş ovama.
İnce bir kor düşmüş gönül yarama,
Yanar da kül olmaz közüm var benim.
Derdimi sorarsan adı yok henüz,
Bir yerde duruyorsun,
dokunamıyorum.
Konuşamıyoruz,
çünkü ayrı dünyaların insanıyız.
Aramızda zamanın
pas tutmuş sessizliği var.
sokulma boşluğuma,
orası bana bile yabancı
her suskunluğumun arkasında
bir çığlık asılı hâlâ
bazen
Elimde bir gül vardı,
kokusu hatıralardan süzülen…
Yaprakları birer birer döküldü,
her düşen parça ardında sessizlik bıraktı.
Güneşi unuttu gözleri,
Ufuktan çekingen bir ışık doğuyor,
bulutların arasından sızan solgun bir çizgi gibi
uzanıyor boşluğa.
Bana, ne tam umut getiriyor,
ne de tam hüzün;
ikisini de belirsiz bir yük gibi taşıyorum içimde.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!