Bir meydan kurulacak,
gölgeler bile ışığın önünde eğilecek.
Ne dağ, dağlığını koruyacak,
ne deniz, derinliğini saklayacak;
her şey, hakikatin önünde çıplak kalacak.
Bazı akşamlar
yaylalara sis iner gibi
çöküyorsun içime.
Uzak dağların eteklerinde
mor çiçekler açıyor yine.
Bazı sözler vardır ki
dilin ucuna kadar gelir
lâkin kalp, Hakk'ın izni olmadan
açmaz o kapıyı.
Çünkü o söz değil,
bir mührün sırrıdır
Mutluluğun resmi vardı desende,
Kadın, o resmi ilmek ilmek dokudu kilime.
Kilimdeki kadın gibi mutlu olacaktı.
Hep “ya nasip” dedi,
Kader dedi kadın.
Kaderi sana kim öğretti, kadın?
Bir taşın içinde uyuyan dağ kadar sustum.
Beni çağıran bütün sesler benden çıkıp bana döndü
oysa ben her sesi uzak bir yıldızın yankısı sandım.
Gökyüzü değildi büyüyen,
Bu yüzden ufuk,
Rüzgârın kulağına fısıldadığı neydi?
Saçlarına dokunan hoyrat el kimindi?
Yanağında alımsı bir renk kalmış,
O da solar birazdan.
Kokun ne yazdan dem vuruyor ne de bahardan.
Kuşlar neden mutsuz?
Ötüşlerindeki umutsuzluk neden?
Bakışlarındaki ürkeklik neden?
Saat kaç, günün hangi vakti bu?
Neden erkenden koyun koyuna sokulursunuz?
Yaratılanı güzel gör
her gönülde bir kusur arama,
yeli çok olan dağın yolu bulunmaz
dalda diken de biter gül de
Sabahtan sonra kuşluk vakti
Sen dillere destan ne eylülmüşsün!
İki büklüm oluşuma mı yanayım?
Döktüğün hazanıma mı?
Düşüyor can parelerim bir bir.
Yapraklar savrulur, döner rüzgâr,
Her gönlün bir ocağı vardır,
her kalpte başka bir yanış...
Kimi is içinde kaybolur,
kimi nâr ile arınır yavaş yavaş.
Ocağın harı dışta görünmez,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!