Dedim, “Vuslat nedir?”
“Her şeyden geçip O’na varmaktır,” dediler.
“Sevenin aradığı,
Sevilene kavuşmak değil midir?” dediler.
“Dedim, dünyadan el çekmek mi gerek?”
Yağmur yağsın,
ıslatsın kurumuş köklerimi;
günahtan sonraki dua gibi
inandırsın beni affa.
Toprağım yeşersin yeniden,
Bulutlar, göğün derin mahzeninde toplandı,
gümüşten ordular gibi dizildi ufka.
Rüzgâr, uzak dağların doruğundan
yağmurun kutsal çağrısını taşıdı.
İlk damla düştü,
Dışarda yağmur yağıyor,
şehrin gri sokaklarında süzülürken,
her damla bir hikâye taşıyor,
unutulmuş zamanların izinde.
Islak kaldırımların sessizliğinde,
Yağmur içimi serinletiyor,
gümüş damlalar saçlarıma düşüyor.
Düşlerimde damlalar dans ediyor,
her nefeste göğe sarhoş oluyorum.
Sokaklarda yankılanan ayak sesleri,
Öyle bir yağmur yağsın ki,
Kuru bir ipliğim kalmasın.
Kırsın dalını budağını çiğdem çiçeğinin,
Ezilsin baharın saflığı, ses çıkarmasın.
Islansın ruhumun kaybedilmiş benliği,
Yağmur, bilinmezliğin ince bir çizgisi gibi dokunur yüzüme.
Umutlarımın eridiği boşlukta, titreşen boğuk bir ses gibi düşer durur.
Buğulu camların ardından yüzen hayalin, damla damla ağırlaşan düşlerimle buluşur.
Ve ben derin bir iç çekerim.
Yüreğimde bir his var, belirsiz, unutulmuş, şekilsiz bir gölge gibi durur.
Ay, çini desenli bir sessizlikte
Gecenin tenine dil döküyor.
Bir zaman, uzak bir sarı hüzünle
Yıldızların içinden süzülüyor.
Hatıralar, mor bir duman gibi,
Gecenin serinliğinde asılı kaldım,
gökyüzünün çatısında dinlenen yıldızlar gibiyim.
Her nefeste bir özlem eriyor içimde,
her hatıranda yeni bir yarık
açılıyor kalbimin toprağında.
Gökyüzü bile sırtını dönmüş,
yıldızlar bile sönük bakıyor gözlerime.
Bir gece değil bu,
sonsuzluğun taş kesilmiş yüzü.
Adımlarımın sesi,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!