Şimdi ayrılık vakti...
Boğazımda düğümlenen birkaç hıçkırık,
Bakışların sessizce "Gitme, kal." diyor;
Ama nafile...
Gitmeliyim.
Gece yine içime çöktü, sâkî.
Koyma bu defa kadehi.
Ben bu gece,
Ay ışığında silinip giden,
ama içimde hâlâ söndüremediğim
bir yüzü düşlemek istiyorum.
Sen gideli,
buralara sabah olmadı.
Birazdan yıldızlar yine doğar.
Bir mahcup yineyim—
süklüm püklüm durur nazlı gönlüm.
o zamanlar evin içi erken kararıyordu,
akşam daha dağların ardından çekilmeden
pencerelere ince bir hüzün oturuyordu.
annem, mutfakta kaynayan çorbanın buğusuna
sessizce yüzünü bırakırdı bazen.
Ekmeğin nimet olduğu zamanlarmış,
Çarık giyen adamlarmış,
Giydiğinden başka bir tanesi daha olmazmış,
Ah be babam, ekmeğe katık etmişsin emeği.
Bir peri masalıymış bize duyduğun sevgi,
Sevdiceğim, bağbozumu vaktidir artık,
Üzüm gözlerinde ışıldar güneş.
Gülüşün şıra olur, taşar gönlüme,
Sarhoş eder beni, ikindi gibi bakışın.
Sepet sepet toplarım düşlerimi,
Şimdi hangi dağın koynunda giyiniyorsun?
Yine tomurcuklandı düşlerim,
Bak, yine hastalığına düştüm.
Gamzelerin beni hapsediyor.
Gelinliğin kır çiçeklerinden olsun,
Pencereden baktığımda
toprak uyanıyor,
dallar ince ince yeşil giyinmiş,
kuşlar gökyüzüne
ilk şarkılarını bırakıyor.
Sis çökmüş ruhuma, ağır ağır,
yine senin hayalinle sarmaş dolaşım.
Kırık düşler arasında titrek bir ışık,
usulca doğuyor geceyle beraber.
Solgun ellerim, yitik mevsimlerde,
bu gece
ceviz ağaçlarının altında yürüdüm yine
yağmur yeni dinmişti
dallarda sana benzeyen bir hüzün vardı
toprak




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!