Beni duyan var mı?
Sesimi geçtim,
adımı bilen kaldı mı?
Her gün biraz daha küçülüyorum,
duvarlar üzerime geliyor sanki.
Karanlık el yordamı…
Nakış nakış geceye işleniyor ilahi bir ses.
El âlem huşu içinde…
Karşıma oturmuşsun suskun.
Endamın, çalımın, bakışın, güzelliğin...
Bir mezarın başında öğrendim;
Hayat,
sanıldığı gibi nefes almak değilmiş.
Ölüm de
yalnız toprağın koynuna uzanmak...
İncecik bir yağmur yağıyor…
Gökyüzü bir sır gibi iniyor kente.
Bir kadın yürüyor,
sessizce sızıyor sabaha,
beyazın içinde.
Rüyalarıma gelirsin ara sıra,
ellerin soğuk, yüzün sis içinde.
Sanki giden sen değilmişsin gibi
bana hâlâ “bekle” diyen sesinle.
Melekler bile kabul etmez seni,
Biliyor mudur,
gece olduğunda
aklıma ilk onun düştüğünü;
uykuya dalmadan önce
son düşündüğüm,
uyandığımda ilk aradığım
Artık soru sormayı bıraktım
Omzumdan indirdim onları
eski bir yolcunun yıpranmış bohçası gibi.
Ne kuyu kaldı önümde ne su
ne de dibine ulaşma arzusu.
Bir gün beni unutursan,
kendini suçlama.
İnsan bazen,
en çok hiç söyleyemediklerini kaybeder;
zaman ise
bunu kimsenin yüzüne vurmaz.
Bir adımlık yol kaldı
kendime.
Ne dün önümde
ne yarın ardımda.
Sadece şimdi
bin ömrün gizlendiği
Bu yaz da gelemiyorum,
Gelecek yaz da,
Sonraki yazlar da...
Beni soranlara,
Sen anlat çocukluğumdan...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!