Rüyalarıma gelirsin ara sıra,
ellerin soğuk, yüzün sis içinde.
Sanki giden sen değilmişsin gibi
bana hâlâ “bekle” diyen sesinle.
Melekler bile kabul etmez seni,
Artık soru sormayı bıraktım
Omzumdan indirdim onları
eski bir yolcunun yıpranmış bohçası gibi.
Ne kuyu kaldı önümde ne su
ne de dibine ulaşma arzusu.
Bir gün beni unutursan,
kendini suçlama.
İnsan bazen,
en çok hiç söyleyemediklerini kaybeder;
zaman ise
bunu kimsenin yüzüne vurmaz.
Bir adımlık yol kaldı
kendime.
Ne dün önümde
ne yarın ardımda.
Sadece şimdi
bin ömrün gizlendiği
Bu yaz da gelemiyorum,
Gelecek yaz da,
Sonraki yazlar da...
Beni soranlara,
Sen anlat çocukluğumdan...
Bir akşam rüyası süzülürken göle,
Zaman, yumuşak bir sisle örtündü.
Yakut renkli bir kuş kondu içime,
Kalbim, solgun yaprak gibi ürktü.
Bir servi eğildi suya sessizce,
Yükü bıraktım sandım,
omuzlarım hâlâ eğikti.
Meğer alışkanlıkmış ağırlık,
yokluğu bile zaman istermiş.
Ellerim boştu
birazdan
gecenin omzundan ağır bir sessizlik düşecek sokağa,
lambalar sarı bir yorgunlukla titreşecek.
insanın içine çocukluğu siner ansızın;
sobaya atılan odunun çıtırtısı,
Birazdan gece konuşacak
Suskunluğun derin dilinden,
Işığın çekildiği yerden,
Kalbin karanlığına sızacak.
Bir fısıltı olacak belki önce,
Birazdan doğacak güneş,
İçimdeki karanlık hâlâ bir deniz gibi.
Ufkumun kıyısında ince bir huzursuzluk,
Bekler, usulca çırpınır geceyle.
Gözlerin bir gül bahçesi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!