Hangi garbin ocağında doğdun?
Hangi uğursuz el seni kundağına koydu?
Kulağına ne söylendi çocuk?
Benim isyanım var…
Gelmişe, geçmişe.
Bırakın çocukları,
Özgür kuşlar gibi,
Gökyüzüne salıverin.
Uçsunlar gözlerinin maviliğinde,
Alaca bulaca uçurtmalar gibi...
Çocukların hayalleri yarınlarımız...
Gökyüzü koyu, sessiz bir örtü,
Uzaklarda bir umut saklı,
Ve ben büyülü bir müziğin notası gibi,
Dinlerim düşen damlaların sesini.
Her damla ince bir hıçkırık,
Enginlerin koynunda uyandı deniz,
binlerce yıldır taşıdığı sırları
kumlara fısıldadı.
Dalgalar,
gökyüzünün maviliğinde
sonsuz bir ezgi gibi kıyıya vurdu.
Her yara,
bir ders gibi kazındı içime.
Kimi sessizce sızladı,
kimi çığlıkla uyandırdı beni.
Güvendiğim ellerden
Artık söyleyecek sözüm yok.
Dilimin ucunda bekleyen
o solgun kelimeler
çoktan bir göç yoluna düşüp
gitti tenime değmeden.
Yorgun bedenimden düşen gölgeler,
uzaklaşıyor sessizce.
Her adımda biraz daha hafifliyorum,
kendi sesimi duyuyorum.
Yaralı kalbim,
Yağmur yağıyor dışarıda,
Bir adam yürüyor sokakta...
Bir kadın sesi beliriyor,
Çığlığı, kurşun gibi deliyor karanlığı.
Nedir feryadın?
Bir söz vardı dilimin ucunda,
Kırılırsın diye sustum.
Gözlerin bir başka konuşurdu,
Ama bakamadım... Diyemedik.
Bir gülüşten medet umduk,
Ben yürüdüm…
Kırılarak,
susarak,
bekleyerek
ve içimdeki her fısıltıyla savaşarak.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!