Bazı akşamlar oluyor,
gün usulca çekiliyor eşyalardan.
Sandalyeler, perdeler, duvardaki gölgeler...
Hepsi yerli yerinde duruyor da,
eksik olanın ne olduğunu kimse söylemek istemiyor.
Artık gel demiyorum.
Ama hâlâ
gülüşünle başlıyor bazı şiirler.
Adın geçince,
dudaklarımda hafif bir sızı
Bir zamanlar
ceplerimizde umut taşırdık,
bozuk para gibi harcanmaz sanırdık hayatı.
Akşam olunca eve değil,
hayallerimize dönerdik.
hiçbir yere gitmiyor zaman,
saatler kirli bir suyun dibinde dönüyor,
ellerimden sarkan zaman
çatlak bir ip gibi inceliyor.
gözlerim
Göz göze geldim kendimle
ama bu sefer
hiçbir perde yoktu aramızda.
Ne bir mazeret
ne de bir bahane…
Pişmek…
ateşin sabrında
sessizce erimektir.
Yanmanın harıyla,
kavrulmanın teriyle
külün küfründen
Ateşle yoğrulmayan,
karanlığında kalır kendi nefsinin.
Çünkü yanmak
yana yana yok olmaktır
var olmanın sırrına erebilmek için.
Ey içimde hüküm kuran ses,
Bunca yükü kim verdi omzuma?
Günah mıydı susmak,
Yoksa susarken büyüyen öfke miydi içimde?
Eğer arınmak buysa,
Kapıyı aradım uzun zaman,
oysa kapı yokmuş.
Eşik sandığım yer
içimdeymiş.
Girmek için eğilmedim bu kez,
çünkü içerisi
Bir rüzgâr eser,
ne dağları deler,
ne denizleri ayırır;
yalnızca kalbimizin kapılarını aralar.
O rüzgâr,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!