Gözüm gökte arardı nuru,
Kıbleye eğildi başım hep.
Yürümekti niyetim O’na,
Ama her taş nefsimin aynasıymış meğer…
Geceler örtü oldu nefsimin üstüne,
Benden sonra
akşam daha erken iner.
Perdeler aynı saatte kapanır belki,
ama odaların sessizliği
eskisinden daha uzun sürer.
Bir sabah uyandım,
ve düşündüm:
“Ben kimim?”
— cevap,
bir suskunluk kadar ağırdı.
Anadolu'da bir bayram yeriymiş,
Zamanı değilmiş küskünlüğün,
Yarınım nasıl olacak kaygım yokmuş,
Onu da severmişim seni de,
Çocuğum bunu da çiz resmine...
Beni nerede düşürdün
hatırlıyor musun?
Hangi cümlenin sonuna bırakıldım sessizce,
hangi gecede unuttun ellerimi tutmayı?
Bir yol vardı gözlerinin içinden geçen,
Ben sustum
çünkü kelimeler,
acıya karşı daima yetersizdi.
Bir insanın
neden konuşmadığını değil,
Bana ad koyulmadan önce var mıydım,
yoksa bana verilen addan sonra mı var oldum?
Her sabah başka bir yüzle uyanıyorum.
Aynalar beni değil,
bende eksilen günü çoğaltıyor.
Beni duyan var mı?
Sesimi geçtim,
adımı bilen kaldı mı?
Her gün biraz daha küçülüyorum,
duvarlar üzerime geliyor sanki.
Karanlık el yordamı…
Nakış nakış geceye işleniyor ilahi bir ses.
El âlem huşu içinde…
Karşıma oturmuşsun suskun.
Endamın, çalımın, bakışın, güzelliğin...
İncecik bir yağmur yağıyor…
Gökyüzü bir sır gibi iniyor kente.
Bir kadın yürüyor,
sessizce sızıyor sabaha,
beyazın içinde.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!