Bir düş sokağı mıydı taş duvarları?
Uzun yaz günlerinin
alaca karanlığında döndüğüm ev...
Gölgesi üzerime düşer duvarların,
bir çocukluk özlemi sinmiş taşlara.
duvar yerinde duruyor
yuva hâlâ orada
tozu alınmamış bir hatıra gibi
zamana direniyor
göğe her baktığımda
Bir gün gelecek,
kararmış gökyüzü yeniden mavileşecek.
Çocuklar korkusuzca koşacak sokaklara,
ellerinde taş değil,
oyuncaklar olacak.
Sesin yokluğunda bir hüzün var,
kırık bir aynada kırılmış ışık gibi,
dokunamadığım,
ama varlığını derinden hissettiğim.
Gözlerin uzaklarda,
Bir ışıktır öğretmen,
gecenin koynuna doğan sabırdan bir yıldız.
Her sözüyle gönül eker toprağa,
her susuşuyla ders verir zamana.
Kırık kalpleri onarır,
Bir ıslık çalsan diyorum,
Varsın "şeytan işi" desinler.
Çobanlık yaptığım günlerden
Öğrendiğim bir alışkanlık bu.
Hangi hava olursa olsun
Büyümedim.
İstemek de gelmedi içimden.
Bir kelimen yeterdi
"Buradayım" deseydin…
Susardım sonsuza dek
bir bakışının gölgesinde.
Gökyüzü, solgun bir mendil gibi
yorgunluğunu sarkıtıyor dağların ucuna.
Sessizlik, ince ince yayılıyor
kurumuş otların arasından obanın yüreğine.
Yosun tutmuş taşlar,
Ben sana bir sonbahar vaktinde yandım,
Yapraklar gibi kırıldım, döküldüm sessizce.
Sen belki başka bir ilkbahara hazırlarken kalbini,
Ben hâlâ seni bekliyorum göğün kızıl perdesinde.
Rüzgâr her estiğinde ismini fısıldıyor,
Bir suskunluk çöktü
ağacın gölgesine.
Ağaç, birkaç güzel söz söylese,
gölge konuşmak isterdi
ağaçla.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!