ben de bir kırlangıçtım bir zaman
sığındığım duvarlar vardı
bir gözün bakışıyla ısınan yuvalar
bir sözle dağılan gökyüzüm
çok durdum
Bazen insan, en çok dönmeyeceğini bildiği yolları düşünür.
Sokağın taşları değişmiştir belki,
ama hafıza, eski ayak izlerinin tozunu bile içinde taşır.
Adını söylemiyorum.
Çünkü bazı isimler, dudaktan çıkınca kalbin içinde yeniden köz olur.
Bazı ayrılıklar
kapıyı çarpıp gitmez.
Bir perdenin usulca kıpırdaması gibi
evden değil,
insanın içinden çekilir.
Ve en derin sessizlik,
Gözüm gökte arardı nuru,
Kıbleye eğildi başım hep.
Yürümekti niyetim O’na,
Ama her taş nefsimin aynasıymış meğer…
Geceler örtü oldu nefsimin üstüne,
Benden sonra
akşam daha erken iner.
Perdeler aynı saatte kapanır belki,
ama odaların sessizliği
eskisinden daha uzun sürer.
Bir sabah uyandım,
ve düşündüm:
“Ben kimim?”
— cevap,
bir suskunluk kadar ağırdı.
Anadolu'da bir bayram yeriymiş,
Zamanı değilmiş küskünlüğün,
Yarınım nasıl olacak kaygım yokmuş,
Onu da severmişim seni de,
Çocuğum bunu da çiz resmine...
Ben artık gidişini değil,
senden sonra kendimde kalanları taşıyorum.
Evin içinde unutulmuş
eski bir sesim.
Kapılar kapanıyor,
Beni nerede düşürdün
hatırlıyor musun?
Hangi cümlenin sonuna bırakıldım sessizce,
hangi gecede unuttun ellerimi tutmayı?
Bir yol vardı gözlerinin içinden geçen,
Ben sustum
çünkü kelimeler,
acıya karşı daima yetersizdi.
Bir insanın
neden konuşmadığını değil,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!