Ben sana bir sonbahar vaktinde yandım,
Yapraklar gibi kırıldım, döküldüm sessizce.
Sen belki başka bir ilkbahara hazırlarken kalbini,
Ben hâlâ seni bekliyorum göğün kızıl perdesinde.
Rüzgâr her estiğinde ismini fısıldıyor,
Bir suskunluk çöktü
ağacın gölgesine.
Ağaç, birkaç güzel söz söylese,
gölge konuşmak isterdi
ağaçla.
En güzel şarkı oldun içimde,
isimsiz bir düş gibi, saklı ve gizemli.
Bir “tatlım” deyişinle kırıldı sessizlik,
kalbim usul usul sana doğru aktı.
Sesin yankılandı, geceyi deldi,
Artık konuşmuyorum içimle,
kırgın değiliz birbirimize.
Acılar,
bir zaman sonra susmayı öğreniyor—
ben de öyle yaptım.
Saçlarınla konuşurdu rüzgâr,
Her telinde ayrı bir sessizlik vardı.
Kıyıya vuran her dalga
Bir kokunu getirirdi geçmişten.
Bir yokmuşum,
Kendi sesime bile uzak durmuşum.
Ağzımda yarım kalan bir söz gibi
savrulmuşum rüzgâra…
Tutamamış kimse beni.
Sessizliğin soğuk bir ölüm gibi,
Bir yankı duyarım vadiden dağa doğru,
Hazan kuşları Sonbaharı taşır,
Kanatları solgun, umutları yorgun.
Bir yaprak düşer soğuk tenime,
Yağmur yağıyor dışarıda!
Bir kadın yürüyor sokakta.
Yaşanmış bir vaktiyim eski bir saatin.
İçimde kalmış hüzünle kederin.
Yağmur yağıyor dışarıda!
Bir zamanlar gülümseyen gökyüzüne,
Şimdi dalgın dalgın bakan bir çocuk gibiyim.
İçimi ne serinleten bir rüzgâr var,
Ne de beni yeniden umutlandıran bir his var.
İçimde sararmış sayfalar gibi bir Eylül hissi var,
Bir zamanlar sen vardın bu sokakta,
Adımların yankı olurdu taş kaldırımda.
Gülüşün, akşam serinliğinden önce düşerdi şehre,
Ve ben, o gülüşte barınırdım bir ömür.
Cam kenarına koyduğun sardunya




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!