Aynalara bakıp
kendine hayran kalırsın,
sanki güzelliğin hiç solmaz,
sanki zaman sana dokunmaz.
Ama bilmezsin,
Ayna
önce yansıttı,
sonra unuttu.
Bir yüz vardı orada,
her sabah biraz daha silinen.
Ayna,
kendini unutan bir suskunluk,
dudaklarda kırılmadan kalan bir sızı.
Yansıma değil,
gölgelerin dans ettiği bir boşluk,
bir gün
aynı çayı iki kez ısıtan insanlar olacağız
sen dalgın bir akşamı pencereye bırakacaksın
ben içimde eskiyen şehirleri susturacağım
ve kimse anlamayacak
aynı evde birbirine tutunmadan duranların
geceyi uzun uzun dinledim bugün,
sanki bütün saatler
sen gittikten sonra aynı yerde kalmış.
zaman ilerliyor dediler,
oysa bazı acılar
duvarda asılı eski bir fotoğraf gibi
Şimdi ayrılık vakti...
Boğazımda düğümlenen birkaç hıçkırık,
Bakışların sessizce "Gitme, kal." diyor;
Ama nafile...
Gitmeliyim.
Gece yine içime çöktü, sâkî.
Koyma bu defa kadehi.
Ben bu gece,
Ay ışığında silinip giden,
ama içimde hâlâ söndüremediğim
bir yüzü düşlemek istiyorum.
Sen gideli,
buralara sabah olmadı.
Birazdan yıldızlar yine doğar.
Bir mahcup yineyim—
süklüm püklüm durur nazlı gönlüm.
o zamanlar evin içi erken kararıyordu,
akşam daha dağların ardından çekilmeden
pencerelere ince bir hüzün oturuyordu.
annem, mutfakta kaynayan çorbanın buğusuna
sessizce yüzünü bırakırdı bazen.
Ekmeğin nimet olduğu zamanlarmış,
Çarık giyen adamlarmış,
Giydiğinden başka bir tanesi daha olmazmış,
Ah be babam, ekmeğe katık etmişsin emeği.
Bir peri masalıymış bize duyduğun sevgi,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!