kavrulmuş ekinlerin üstünde
dilsiz bir ağıt gibi geziniyor;
gökyüzü
sanki suskun bir demir levha.
ne bir serinlik
Yangın çoktan bitti
sadece kokusu kaldı cümlelerimin
şimdi
içimdeki her şey
bir tutam kül gibi savruluyor.
Tarlalar sararmış,
buğday başakları yere eğilmiş.
Rüzgâr dolaşıyor usul usul,
her yaprak vedasını taşır gibi sallanıyor.
Gökyüzü yorgun,
Çocuk sordu annesine:
Sen besler, büyütürsün,
Ninni söyler, uyutursun...
Ya baba dediğim bu adam,
Neden gelir gider evimize?
Sabah gözümü açtığımda
Annemin gülüşü düşer odama.
Ellerimden tutar babam,
Yeni bir gün başlar onun adımlarıyla.
Kardeşim gülünce ev şenlenir,
Ne hatıraların silinir,
Ne de beraber dinlediğimiz şarkılar eskir.
Sadece zaman geçer,
Hayalinle dolu bir gecenin içinde.
Bir yaprak gibi solsa da yüzün, ne olur!
Köy kokuyor aklımda.
Göçmen kuşlar gibi düşüyorum yollara…
Tarlalarda mısır biçen köy kadınları,
Ham töngel, yorgun güneş…
Köy kokuyor aklımda.
Rüzgâr dalları okşadıkça
gülüşün düşüyor yapraklara.
Ay, gecenin nabzını tutuyor;
ışığı göğe değil,
içimde açılan sessizliğe düşüyor.
Sokaklar sarıya çalıyor yine,
Akşam güneşi duvarlara yaslanmış.
Bir gölge yürüyor yavaşça kaldırımdan,
Tanıdık değil belki ama içimde bir yere yakın…
Pencerelerden sarkan sessizlikler var,
Güneş, son rengine tutunuyor ufukta,
kan kırmızısı bir vedayla
süzülüyor içimden.
Penceremin önünde
gölgeler birbirine dolanıyor;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!