Ayna
önce yansıttı,
sonra unuttu.
Bir yüz vardı orada,
her sabah biraz daha silinen.
Ayna,
kendini unutan bir suskunluk,
dudaklarda kırılmadan kalan bir sızı.
Yansıma değil,
gölgelerin dans ettiği bir boşluk,
Gece yine içime çöktü, sâkî.
Koyma bu defa kadehi.
Ben bu gece,
Ay ışığında silinip giden,
ama içimde hâlâ söndüremediğim
bir yüzü düşlemek istiyorum.
Sen gideli,
buralara sabah olmadı.
Birazdan yıldızlar yine doğar.
Bir mahcup yineyim—
süklüm püklüm durur nazlı gönlüm.
Ekmeğin nimet olduğu zamanlarmış,
Çarık giyen adamlarmış,
Giydiğinden başka bir tanesi daha olmazmış,
Ah be babam, ekmeğe katık etmişsin emeği.
Bir peri masalıymış bize duyduğun sevgi,
Sevdiceğim, bağbozumu vaktidir artık,
Üzüm gözlerinde ışıldar güneş.
Gülüşün şıra olur, taşar gönlüme,
Sarhoş eder beni, ikindi gibi bakışın.
Sepet sepet toplarım düşlerimi,
Yine tomurcuklandı düşlerim,
Bak, yine hastalığına düştüm.
Gamzelerin beni hapsediyor,
Şimdi hangi dağın koynunda giyiniyorsun?
Gelinliğin kır çiçeklerinden olsun,
Pencereden baktığımda
toprak uyanıyor,
dallar ince ince yeşil giyinmiş,
kuşlar gökyüzüne
ilk şarkılarını bırakıyor.
Sis çökmüş ruhuma, ağır ağır,
yine senin hayalinle sarmaş dolaşım.
Kırık düşler arasında titrek bir ışık,
usulca doğuyor geceyle beraber.
Solgun ellerim, yitik mevsimlerde,
Söyle ey bahtı karalım söyle!
Bu dudaklarınla hangi kötüyü öptün?
Ben goncaları koklamazken,
Sen hangi halden bilmezin sevdiğini gördün?
Söyle ey bahtı karalım söyle!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!