Hacıbayram köyü mahşer günü gibiydi.
İyi insanlarmış konuşulanlardan belli.
Namaz için cemaatle doldu köy camisi,
Sığmadık, yol kenarlarına kurduk seccadeleri.
Güneş vurdu tepemizden yakarcasına,
Ölmüşler nimetlerini ararken vahim bir kazada,
Ayrılık vardı her bakışında,
Güz gelmeden hazan oldun.
Çiçekler dikmiştin,
Güzel kokar diye...
Yağmurlar yağmadan gazel oldun.
El salla yarim!
Artık ayrılık vakti,
İçime düşen ateşin,
Yanağımda dudak izin,
El salla yarim!
Babamı, bir atlıkarınca şenliğinde kaybettim.
Değişen mevsimler susmayı öğretti bana.
Annem kuşluk vakti getirdi gözyaşından öğünümüzü.
Babam, bir gölgeden ibaret kaldı aklımda.
Annem dövünerek serdi yaldızlı döşeğini
Yoluma set çekti zalim nefsim,
Gölge oldu dünya, taş kesildi anlar.
Her düşüş bir vuslat, her kırık bir eşik,
Ateşten geçer kalp, kül olur paslar.
Dünya oyunu yoldan alıkoyar,
Erik ağacı özenmiş saçlarıma,
Yine giymiş beyaz gelinliğini...
Görevi mutluluk vermekmiş arıya.
Saçlarım özenmiş erik ağacına,
Mutluluk sanmış akları,
Derdi, hüzün vermekmiş bana...
bir sokak lambasının altında
gölgemle tartıştım bu gece:
hangimiz daha eksik kaldık,
hangimiz hiç var olmadı?
adını anmadan geçiyorum seni
"Neden ben der" gibi bakarsın,
Ağlamalar, göz yaşları,
Yürüdüğün çileli yollar gibidir.
Bir resmini asarlar duvara,
Eski bir albümün solgun yapraklarında,
Hatırlanır arada bir mazin.
Bir varmışım, bir yokmuşum,
Gönlünde balmışım;
Uzağında sevda, yanında kahırmışım.
Anlamadan eskimiş ömrüm...
Bir varmışım, bir yokmuşum,
Evler eskir, yollar eskir,
Delice bakan gözlerin eskir.
Duvarlarda çatlak olur hatıralar,
Birgün adın da sesin de eskir.
Takvimlerin köşesi kıvrılır içimde,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!