Bazen
bir adım atmak yetmiyor,
geçmiş seni paçalarından tutuyor,
suskunluk boğazına sarılıyor
ve yokuş daha dik,
daha uzun geliyor insana.
Yol,
başlangıcı bilinmeyen
ve sonu görünmeyen
bir çizgi gibi uzanır.
Adımlarımız,
Ayaklarımı taşın soğuğu yakıyor,
rüzgâr, yüzüme ilk sorusunu soruyor:
“Nereye, ve neden?”
İçimde heves,
avuçlarımda niyet,
Bir gölge daha düştü yol kenarına,
sessizliği deldi eski bir şarkı.
Ne söylenen duyuldu yüreğin ağıtından,
ne de kalpte solan hatıralar sustu.
Bir taş yerinden oynamaz kolayca,
Yol düzdür sanırsın, çıkar sarp yokuş,
Bazen dikenle örülür en güzel bakış.
Her adımda sınanır kalbin özü,
Yolun hikmeti, sabırla çözülür gizli düğüm.
Her yolcu bilmez nereye varacak,
Arkamda kaldı
dar sokakların gölgesi,
taş duvarın suskunluğu,
ve o küçücük aralıktan sızan umut.
Artık biliyorum:
Sen kokuyorsun düşlerimde,
Yorgun güneş vurmuş yanaklarına.
Evinin önünden geçiyorum sessizce,
Şekilsiz gölgen düşmüş eteklerine...
Bu ne ilk, ne de son geçişim.
Artık sararmış her şey.
Ne varsa yeşil,
yorgun düşmüş dallarda bekliyor son sarkışını.
Rüzgâr, bir hatıra gibi dolanıyor sokaklara,
adı unutulmuş bir mektup gibi
uçuruyor düşlerimi.
Topladım kendimi kırıklarından,
Bir çocuğun düşe kalka yürümeyi öğrenişi gibi.
Ağladım da sustum da,
Şimdi kelimeler değil, yüreğim konuşuyor gizlice.
Gidenin ardından yakılan her ağıt
Kimi yürekler dokundu yüreğime,
dokundukça çoğaldı anlamı.
Sessizce sakladı kıymetini,
değdiği yerde sevgi eksilmedi.
Kimi yürekler değdi geçti,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!