Şehir, paslı bir saat gibi dönüyor geceye doğru.
İnsanlar birbirinin içinden geçiyor,
Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor
Gökyüzü ise yorgun bir işçinin omzu gibi çökmüş,
Sokak lambalarının boynuna sarılıyor.
Her düşüşümden sonra çimde bir merdiven açılıyor,
camdan dökülmüş bir sabrın ince çizgileriyle,
her basamakta yüreğimin titrek yankısı duyuluyor.
Adımlarım hafif,
sanki kırılacak en ufak nefeste,
Kör oldum sanma!
Bakıp karanlığa.
Cehalete karşı,
Bir tohum da sen at!
Hayal et, bir gül bahçesini!
İlk ben düşüyorum kendime,
bir suskunluğun içine atılan taş gibi.
Kırılıyorum,
ama sesim yankılanmıyor hiçbir dağda.
İçimde donmuş bir mevsim var
İnsan,
bir gün anlıyor;
hayat,
cevabı olmayan soruların
ısrarla sorulmasından ibaret.
Biz,
Uzun zaman anlamaya çalıştım her şeyi.
Neden geldiğimizi,
neden gittiğimizi,
bir kalbin neden başka bir kalbi seçtiğini,
bir ömrün neden başka bir ömürle kesiştiğini.
Bir gün fark ettim;
Seni beklediğim yerde artık ben de yoktum.
Yıllarca aynı pencereye bakan gözler, başka manzaralara alışmıştı.
Peki insan, aynı gökyüzüne bakarken ne zaman değişir?
Hangi mevsimde vazgeçer eski bekleyişlerinden?
Ne bu curcuna?
Ne bu bayram havası?
Kırlangıçlar yine gelmiş.
Demek ki gökyüzü, verdiği sözü unutmamış.
Sabah, kuş seslerini
Ceviz ağacı kışa hazırlanıyor,
dallarında sarı bir sessizlik.
Bir yaprak düşüyor ağır ağır;
sanki gökten kopmuş
eski bir hatıra.
Oysa en çok sevdiğim çiçek sendin.
Kokun içime akan serin bir pınar gibiydi.
Bilinmedik bir fırtınaya tutulmasaydık,
Neler yaşayacaktık seninle, neler...
Şimdi solgun anılarla avunuyorum.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!