Yağmur yağıyor dışarıda,
Bir adam yürüyor sokakta...
Bir kadın sesi beliriyor,
Çığlığı, kurşun gibi deliyor karanlığı.
Nedir feryadın?
Bir söz vardı dilimin ucunda,
Kırılırsın diye sustum.
Gözlerin bir başka konuşurdu,
Ama bakamadım... Diyemedik.
Bir gülüşten medet umduk,
Ben yürüdüm…
Kırılarak,
susarak,
bekleyerek
ve içimdeki her fısıltıyla savaşarak.
bugün biraz
ölümü düşündüm
bir son gibi değil galiba
uzun bir yolculuktan sonra varılması gereken eski bir menzil gibi geldi
aklımda çocukluğum, gençliğim
Şafak söktü,
güneşin ilk gülüşü
toprağın alnına düştü.
Çiy damlaları,
gökyüzünden kopmuş inciler gibi
yaprakların avuçlarında parıldadı.
Sabah gelmedi bu defa,
gökyüzü alabildiğine suskun.
Yankılanmıyor kuş sesleri,
sadece rüzgârın hafif bir sesi var.
Gölgeler uzuyor,
Yaprakları düştükçe ağaç üzülüyordu,
ne teselli vardı rüzgârda,
ne bahar vaadi.
Her düşen yaprakla biraz daha yalnız kalıyordu.
Toprak suskundu,
Dokunma,
çünkü ellerin iyi gelir
ve ben iyileşmek istemiyorum artık.
Alıştım bu yangına
dizlerimde kabuk,
göğsümde küllenmiş bir çığlık.
dokunma,
çünkü kendimde değilim artık.
bir bakışınla bile
yıkılırım belki.
öylece duruyorum
Ah desem dağlar duyar,
Sen duymazsın sesimi.
Yıldızlara emanet ettim,
Senden kalan hevesimi.
Bir iz kaldı avucumda,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!