Avluda sessizlik büyüyor,
bir zamanlar cıvıltılarla dolu yuvanın
şimdi yalnızca rüzgârla konuşması kaldı.
Boş avlunun köşesinde tüyler kalmış,
ince gagaların çıkardığı sesler
Sabah yaklaşıyordu,
ezan ince bir sızı gibi
damların üzerinden süzülüyordu.
Köpekler karanlığı kovalarcasına havlıyordu.
Bir evde bir kadın
Kendimle konuştum sessizliğin içinde,
Sordum varlığıma, özümde saklı sorulara:
“Kimdir bu karanlıktan doğan ben?
Ve aydınlık, gerçekten ne zaman başlar?”
Gözlerimi kapadım, düşündüm uzun uzun,
Baktığım her aynada
zamanın farklı bir kesiti duruyor.
Birinde çocuk hâlim,
gözlerinde yeni doğmuş güneş gibi umutlar,
diğerinde suskun gençliğim,
dudaklarının kenarında yarım kalmış bir gülüş.
Gece, aynalardan çekilmiş bir suret,
hiçbir yansımada tutunmuyor gözlerin.
Kimi arasan,
bir başka boşlukta iz bırakıyor.
Bir fısıltı,
Baktığım aynalar
beni başka biriyle karıştırıyor.
Çehremde tanımadığım bir zaman var,
ve gözlerim bana yabancı.
İçimdeki kıyı…
Aynalara bakıp
kendine hayran kalırsın,
sanki güzelliğin hiç solmaz,
sanki zaman sana dokunmaz.
Ama bilmezsin,
Ayna
önce yansıttı,
sonra unuttu.
Bir yüz vardı orada,
her sabah biraz daha silinen.
Ayna,
kendini unutan bir suskunluk,
dudaklarda kırılmadan kalan bir sızı.
Yansıma değil,
gölgelerin dans ettiği bir boşluk,
Gece yine içime çöktü, sâkî.
Koyma bu defa kadehi.
Ben bu gece,
Ay ışığında silinip giden,
ama içimde hâlâ söndüremediğim
bir yüzü düşlemek istiyorum.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!