El salla yarim!
Artık ayrılık vakti,
İçime düşen ateşin,
Yanağımda dudak izin,
El salla yarim!
Babamı, bir atlıkarınca şenliğinde kaybettim.
Annem kuşluk vakti getirdi gözyaşından öğünümüzü.
Babam, bir gölgeden ibaret kaldı aklımda.
Değişen mevsimler susmayı öğretti bana.
Annem dövünerek serdi yaldızlı döşeğini
Yoluma set çekti zalim nefsim,
Gölge oldu dünya, taş kesildi anlar.
Her düşüş bir vuslat, her kırık bir eşik,
Ateşten geçer kalp, kül olur paslar.
Dünya oyunu yoldan alıkoyar,
Erik ağacı özenmiş saçlarıma,
Yine giymiş beyaz gelinliğini…
Arının sevincine bırakmış çiçeğini,
Bense teslim olmuşum zamana.
Saçlarım özenmiş erik ağacına,
Menzile vardığımı sandığımda
daha yolun sonuna gelmemişim aslında
yalnızca yürüyenin kim olduğunu görmüşüm
aradığım kapılar
aradığım şehirler
aradığım insanlar
bir sokak lambasının altında
gölgemle tartıştım bu gece:
hangimiz daha eksik kaldık,
hangimiz hiç var olmadık?
yüzünü hatırlamadan geçiyorum artık,
"Neden ben?" der gibi bakarsın bazen,
gözlerinde yarım kalmış bir yağmur.
Ağlamalar, gözyaşları...
Yürüdüğün çileli yolların izidir.
Bir resmini asarlar duvara,
Bir akşam vakti çökerken şehre,
Gölgeler uzuyor hatıralarımda.
Senin adın geçince içimden
Eski bir yara sızlıyor usulca.
Bazen bir yağmur başlıyor ansızın,
Bir varmışım, bir yokmuşum,
Gönlünde balmışım;
Uzağında sevda, yanında kahırmışım.
Anlamadan eskimiş ömrüm...
Bir varmışım, bir yokmuşum,
Evler eskir, yollar eskir,
Delice bakan gözlerin eskir.
Duvarlarda çatlak olur hatıralar,
Birgün adın da sesin de eskir.
Takvimlerin köşesi kıvrılır içimde,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!