Gittin…
ne bir söz bıraktın
ne de bir iz.
Sesini aradım önce,
sonra kokunu.
Her düş bir başlangıçtır,
her yara bir dönüş.
Kalp bazen düşer, bazen yanar,
ama sonunda hep kendi huzuruna varır.
Bir kalp, düşmeden öğrenmez derinliği.
Şimdi,
her şey sustuğunda
sadece ben varım.
Ve bu yalnızlık,
öyle boş değil;
Bir soru gibi doğdum sabahın içine,
Güneş bile cevap veremedi
neden doğduğuna.
Ben de sustum
çünkü bazı suskunluklar
Yandı ruhum,
eski bir radyodan taşan yanık bir şarkı gibi,
Bir sokak lambasının titreyen ışığında
düştü hatıralar önüme,
ayakkabılarımın tozuna bulaştı çocukluğum.
Söyle, hangi şiirimin uçuk mısraısın?
Hangi dağın yitik çiçeğisin, söyle…
Hangi yöne eseceğini bilmeyen bir boran gibiyim.
Gönlüme sözüm geçmez artık
Söyle de bileyim…
Ben burada,
Dalgın akşamların ardında beklerim,
Gözümde seninle yaşlanan yollarda,
Gönlümde zamansız açan bir yara gibi,
Bir hasretin içine sıkışmışım.
Gözlerinin maviliğinde hangi okyanuslar akıyor?
İçine içine alıyor beni, bu sessiz okyanusların.
Gizemli girdaplarına ne zaman tutsak ettin beni?
Cevabını bilemediğim kaç im var aklımda?
Yarına dair...
Bu hoş işkence ne kadar daha böyle sürer, deli mavi.
Hadi gözlerime bak desen
Ellerimi tut desen,
Ürkek bakışlarını saklamasan...
Bir ömrü sığdırır mıydık
Bir tek susuşun içine?
Yoksa yine,
Söyle o zaman ey nadide çiçek!
Ne olur, sen bari söyle!
Şimdi hangi mevsimindesin,
Neredesin, kiminlesin?
Hangi sarhoşun mezesisin?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!