Sanki ben,
olan bitenin ardından değil,
çoktan olmuş bir şeyin
izinden doğdum.
Hiçbir şey başlamadı aslında,
Her gelen kalmak için gelmiyormuş.
Bazıları bir pencere açıp gidiyor,
Bazıları kara kışa tutup gidiyor.
Kimi ise yıllar sonra bile
Bir hatıranın içinde dönüp dolaşıyor.
Bir yanım üşür sen gidince,
bir yanım hâlâ seni sayıklar.
Gece, ince bir bıçak gibi iner içime.
Rüzgâr kiraz dallarına değmiş bir sızı taşır.
Camlarda tırnak izi gibi kalan buğular
Bir şey yap bugün.
Göğe bak mesela
unutulmuş mavilikte
kendini hatırla.
Uzat elini
Saatler bir daha hiç çalmadı.
Akşam hep aynı yerde kaldı.
Ne gece oldu tam,
ne de unuttum gündüzü.
Kuşlar çoktan susmuş,
Yalnızlığın ince camından bakarken sana,
Bir eski fotoğraf gibi hatırladım kendimi.
Renkleri solmuş, kenarları yıpranmış,
Ama gülüşünde hâlâ bir bahar saklı.
Rüzgâr, senden kalan sözcükleri savuruyor,
gece yarısından sonra
şehir daha acımasız oluyor
vitrin ışıkları sönüyor birer birer
kediler
boş caddelerin sahibi kesiliyor
Salına salına çık da gel şöyle,
Bir poyraz esintisiyle…
Bir çocuğun kışı çizen resmi gibi,
Dağınık, özgür ve içtence…
Gülme desem gülersin,
Gamzelerin belirir,
Al yanağın kiraz mevsimidir,
Sevmelerim gelir.
Dut değmiş dudağına,
Kapıyı aralık bıraktım bir zaman,
ne olur ne olmaz diye
ama içeri
yalnızca rüzgâr girdi,
bir de sessizlik,
üzerine oturdu her şeyin.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!