Sabah gelmedi bu defa,
gökyüzü alabildiğine suskun.
Yankılanmıyor kuş sesleri,
sadece rüzgârın hafif bir sesi var.
Gölgeler uzuyor,
Yaprakları düştükçe ağaç üzülüyordu,
ne teselli vardı rüzgârda,
ne bahar vaadi.
Her düşen yaprakla biraz daha yalnız kalıyordu.
Toprak suskundu,
Dokunma,
çünkü ellerin iyi gelir
ve ben iyileşmek istemiyorum artık.
Alıştım bu yangına
dizlerimde kabuk,
göğsümde küllenmiş bir çığlık.
dokunma,
çünkü kendimde değilim artık.
bir bakışınla bile
yıkılırım belki.
öylece duruyorum
Bir gölge geçer penceremden,
Adını fısıldar rüzgâr gibi.
Kapım aralıktır hâlâ sana,
Dönmeyeceğini bile bile...
Zamanla sustum,
zaman, yere düşmüş bir iğne
kimsenin eğilip almadığı
bir çınarın iç çekişinde asılıyım
dal, yaprağını hatırlamıyor artık
Cam buğusuna adını yazdım
Kırık saatlerin içinde
kaybolmuş zamanın parçaları
dokunmadığım anılar
sessizce yankılanıyor boşlukta
Gölgeler uzuyor odanın köşelerinde
Ve yol biter,
ayaklar toprağın kadim sesini dinler;
her adım, bir nefesin yankısı,
her nefes, gökyüzüne uzanan bir köprü.
Gözlerimizi kapatıyoruz,
Güneşin ilk sıcak soluğu
taş avlunun duvarlarına değdiğinde
rüzgâr başka kokular taşır artık
taze yaprak, ıslak toprak
ve uzaklardan gelen ince bir ses duyarım.
Hayat zordur, çocuğum,
Bazı gidişlerin dönüşü olmaz.
Umutla bakarsın uzaklara...
Kızıl bulutların uykusuz şafağında,
Yorgun kuşlar gelir, geçer,
Kanatlarında gözyaşı taşır.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!