Bazen gökyüzü eğilir içime,
bir suskunluk bırakır avuçlarıma.
Ne yağmur olur ne fırtına…
Şüphe büyütür insanı en çok,
kendine bile yabancı bir yolda yürürken.
Oysa ne çok inanmıştım sana
gecenin karanlığında.
Gökyüzünü ikiye bölüp
yarısını sana,
yarısını kendime ayırmıştım.
Adın,
yağmurun kör bir taşta bıraktığı iz gibi,
her damla, silinmiş bir hatıranın gölgesi.
Gökyüzü, paslı bir kandil gibi sarkıyor üstüme,
sessizlik, siyah bir kefenle örtüyor şehri.
Sen ışığın ardındaydın,
ben hep geride kaldım.
Adımı söylediler,
ben duymadım.
Bir adım ötendeydim
Gözlerimi araladım sabaha,
Tenimde günün ilk titreyişi…
Işık, bir sır gibi dolaştı
yorgun bedenimin kıyılarında.
Zaman; ince, saydam bir ırmak,
sessizce süzüldü içimden.
Yapraklar dökülüyor defterimden,
her biri bir anıyı saklıyor,
ama artık siyahın içinde kayboluyorlar.
Senin sesin,
uzak bir melodinin kırık notası gibi;
Sana dair ne yazsam,
Gölgede kalıyor en parlak söz.
Işığından saklanıyor mısralar,
Çünkü sen, her kelimenin ötesindesin.
Bir gülüşün düşüyor sayfama,
Gölge gibi gelme,
dokunur gibi yapıp geçme içimden.
Ben, tutulmayan sözlerin
ardında kalanlardan değilim artık.
Gerçek ol,
ya da hiç olma.
Kimse,
gölge çekilmeden fark etmez
güneşin ne kadar yakıcı,
ışığın ne kadar yalnız bırakıcı olduğunu.
İnsan,
Bir gölge süzülür kaldırımlarda,
Adımlar, taşlara sinmiş bir ismi yoklar.
Yıllar dökülmüş çatlamış duvarlara,
Pencereler ardında bir suskunluk ağlar.
Perdeler aralık, buğulu camlar solgun,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!