Gün, suskun bir veda gibi süzülür,
ufukta yanar erguvani bir sızı.
Gölgeler uzar yavaşça içime,
Kızıl bir ateşle parlar bulutlar,
bir zaman susmuş sözleri söyler.
Güneşi gözlerine saklasam,
Zamanı durdursam bir bakışında,
İçimde titreyen ince dalgalar var,
İsmini bir yaprak gibi sürüklüyor kıyılara.
Kaybolsam kendi karanlığımda,
Gecenin kapısı yavaşça aralandı,
ufukta altın bir mühür parladı.
Güneş,
göğün tahtına oturan kadim hükümdar gibi
dünyaya seslendi.
Sabahtan güneşin üşüşmüş,
Çivit kokulu elbiselerine...
Uykum var kapat perdeleri anne!
Sabah sabah neymiş acelesi öyle!
Nerden çıktı bu şımarıklık!
Ben seninle konuşurken,
güverteden martılar geçiyordu.
Sen martıları izlerken,
ben gözlerinde kayboluyordum.
Deniz ağır ağır nefes alıyordu,
Dedim, “Sabır nedir?”
“Zamanla barışmak,” dediler.
“Ağlarken susabilmek,
Sızlamadan yürüyebilmektir sabır,” dediler.
“Dedim, kaderimi nasıl seveyim?”
Bir yerde duruyorum.
Ne tam içindeyim dünyanın,
ne de dışında.
Hakikatin kıyısında
içeriye bakıyor gözlerim,
ama adım atmaya korkuyorum.
Mezarın çökmüş, dediler...
Bir avuç toprak aldım,
Sessizce vardım yanına,
Hakkın olan toprağı,
Titreyen ellerimle koydum mezarına.
Annem, üşengeç olma işini bir hamlada yap dese de sözcüğün aslı "hamle"dir. Her türlü ilişkilerinizde yarınlarınızın güzel olmasını istiyorsanız hayatınızın hamlelerini doğru yapın!
“Nasıl bir çağ?” diye sorma,
Ortaçağ değil.
Gül kokusu, barut kokusuna karışmış,
Birbirine dolanmış duyular;
Hastalık değil, veba hiç değil.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!