annem, “her şey vaktinde olur” derdi
ben, vakti gelen şeylerin
neden hep geç kaldığını düşünürdüm.
bir kuş geçti içimden bugün
kanadında biraz mayıs biraz kasım,
Gece, içime çökmüş eski bir ayrılıktı;
duvarlara sinmiş bir ayrılık kokusu vardı.
Yıldızlar bile bakmıyordu göğe,
hüzün, sessizce kalbime oturdu.
Nefesim dar bir koridor gibi uzadı karanlığa,
Geceyi deldi sesim,
sokak lambalarına çarptı,
duvarlarda çatladı yalnızlık,
kaldırımlar gözyaşıyla yıkandı.
Yüzümde suskun bir harita,
Karanlık, usulca duvarlara tırmanıyor,
her köşeyi gölgelerin diliyle mühürlüyor.
Saatler, paslanmış bir zincir gibi sürünüyor,
ve ben, zamanın soğuk omzuna yaslanıp üşüyorum.
Camın ardında sessiz bir dünya var;
Karanlık en derin noktasına vardı şimdi.
Odanın ortasında duran sessizlik,
kalbimin ritmine yaslanmış dinliyor beni.
İçimde bir şey kıpırdıyor yavaşça;
yıllardır uyuyan,
solgun, küçük bir ışık sanki.
Derler ki,
her yol vardığı yeri bilir.
Öyleyse söyle;
neden bazı ayak izleri
ömür boyunca
tek bir kalbin eşiğinde eskir?
Gece, kendi içine kapandı,
karanlık bir daha açılmamak üzere mühürlendi.
Bir damlanın düştüğü yer,
artık bir uçurumun kendisiydi.
Toprak susmadı bu kez,
Gecenin en kör noktasında kayboldum,
hayallerim duvarlara çarpıp geri dönüyor,
ama beni anlamıyor hiçbir yankı.
Sessizlik büyüyor,
içimde gölgesiyle konuşan bir boşluk var,
Güneş eteklerini ağır ağır topluyor,
Birazdan gece düşecek pencereme.
Akşam, yorgun bir kuş gibi,
Omzuzlarıma konuyor usulca.
Birer birer sönüyor evlerin ışıkları,
Ay, yine omzunu
eski bulutlara yaslamıştı.
Penceremi açınca,
içeri yalnız rüzgâr değil,
sana duyduğum
o eski yangın da doldu.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!