İnsan niye tutar
sevdiğine sımsıkı?
Kırgınlıksa bile elinde,
gözünü kapatır gerçeğe.
Vefasızlık sokar içeri,
Konuşamadığım gecelerin içinden çekip çıkar.
Bir ses ver,
yorgun aynalara benzeyen yüzüm yeniden
insan olduğumu hatırlasın.
Götür beni,
Yorgun dizlerimle yürüdüm dikenli yolları,
taşların üstünde kanadı ayaklarım.
Ama içimde bir ses hep hatırlattı:
“Göğe bak, orada unuttuğun umudun var.”
Bulutlara astım düşlerimi,
Bir anda seni gördüm.
Duraksadım.
Kalbim bir eski sokağa döndü.
O yüz...
gözlerinin kıyısında hâlâ çocukluğum vardı.
Gözlerinin rengini sordum bir gün,
“Sevgi,” dedin, döküldü dudaklarından bir sır.
Mavi olurum sana açıldığımda,
göğsümde kabaran denizler kadar.
Bahar dallarında gizlenen umut gibi,
Sanmayın soğuk bir Gücük'üm,
Toprak altında beklemekten ben de sıkıldım.
Diş biliyorum filizlenmeye,
Yeter bu gaflet uykum!
Yakında açarım kollarımı fersah fersah.
"Haydin çocuklar dışarı!" derim.
Bahçe gülleri dikenli,
Mezar gülleri de dikenli...
Ölenin ne cennete gittiği belli,
Ne de cehenneme gittiği belli...
Geldim, geçtim bir handan kasvetli, dertli...
düşecek gibiyim
bir uçurumun kenarında değil belki
ama içimde bir yer
sürekli boşluğa yaslanıyor.
o yüzden,
Gün, suskun bir veda gibi süzülür,
Ufukta yanar erguvani bir sızı.
Gölgeler uzar yavaşça içime,
Her şey olur bir anlık hatıra hızı.
Kızıl bir ateşle parlar bulutlar,
Gün bir sır gibi doğuyor ufuklardan,
gecenin küf tutmuş sessizliğinden,
yüreğimin loş köşelerine
bir tutam ışık düşüyor usulca.
Gözkapakllarım aralanıyor yavaşça;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!